|
01 - İMÂM-I GAZÂLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
MÎZÂNIN KURULMASI
“Mîzân”ın iki gözü,
yâni kefesi vardır.
Biri “Zulmet”ten olup,
ikincisi “Nûr”dandır.
Mîzân günü, insanlar
secdeye kapanırlar.
Lâkin secde edemez kâfir
ve münâfıklar.
Zîrâ îmânsızların hepsinin
beli o gün,
Sanki “Demir”
kesilip, hiç olmaz secde mümkün.
Kur'ânda,
“Nun sûresi”, kırkikinci âyeti,
Şöyle beyân ediyor bize bu
hakîkati:
“Secdeye çağrılırlar
mahşer günü cümle halk.
Lâkin buna, kâfirler
olamazlar muvaffak.”
Herkes secdede iken, Hak
teâlâ bu sefer,
Şöyle nidâ eder ki, duyar
hep ehl-i mahşer.
Buyurur ki:
“Bu günün hâkimi benim yalnız.
Bana, hiçbir zâlimin zulmü
etmez tecâvüz.”
Hükmeder ilk evvelâ
hayvânât arasını.
Alır “Boynuzsuz”
koyun, “Boynuzlu”dan hakkını.
“Dağ hayvanları”
ile, her çeşit bütün “Kuşlar”,
Hepsi, aralarında o gün
hesaplaşırlar.
Sonra, “Toprak olunuz!”
diye nidâ olunur.
Hayvânâtın cümlesi, bir
anda toprak olur.
Kâfirler şöyle der ki buna
hayıflanarak:
“Keşke hayvanlar gibi,
olsaydık biz de toprak.”
Bunu da, cenâb-ı Hak
Kur'ân-ı kerîminde,
Bildiriyor “Amme”nin
sonuncu âyetinde.
Onlar toprak olunca, Hak
teâlâ bâhusus,
Şöyle nidâ
eder ki: “Nerdedir Levh-i mahfûz?”
Yine bu nidâyı da, arsa-i
Arasat’ta,
Ehl-i mahşerin hepsi,
işitir o saatta.
Hesap başlamıştır ki
insanlara o zaman,
Başlanır sorulmaya, önce
“Levh-i mahfûz”dan.
Buyurulur
ki: “Ey Levh, Tevrât, İncîl ve Kur'ân,
Bunlarda yazdıklarım
nerdedir, eyle beyân.”
O der ki: “Yâ ilâhî,
mâlumdur hazretine.
Cibrîl teblîğ eyledi, bir
bir sâhiplerine.”
Levh’in
bu şekildeki cevâbına mukâbil,
Hak teâlâ
sorar ki: “Nerededir Cebrâil?”
Cibrîl aleyhisselâm,
titrer halde bu sefer,
Gelir ve hayretinden diz
üstü yere çöker.
O zaman Hak teâlâ, hazreti
Cebrâile,
Hitâben
buyurur ki: “Ey Cibrîl, beyân eyle!
Bu Levh der ki, sen benim
bütün vahiylerimi,
Alıp teblîğ etmişsin
Resûllere, öyle mi?”
Buna cevap olarak Cibrîl
aleyhisselâm,
Der ki: “Doğru yâ Rabbî,
ilettim hepsini tam.”
O böyle arz edince, o
zaman Hak teâlâ,
Sorar ki: “O
teblîği nasıl yaptın pekâlâ?”
Cibrîl aleyhisselâm, arz
eder: “Yâ ilâhî!
Kendi sâhiplerine ilettim
her bir vahyi.
Tevrât’ı Mûsâ’ya ve hem
İncîl’i Îsâ’ya,
Götürdüm Kur'ânı da
Muhammed Mustafâ’ya.
Bunlardan ayrı olan
sahîfeleri dahî,
Kendi sâhiplerine ilettim
yâ ilâhî!”
O böyle arz edince, bu
sefer Hak teâlâ,
“Resûller”i çağırıp
suâl eder onlara.
|