ŞİİRLERLE MENKIBELER

BÜYÜK İMÂMLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

01 - İMÂM-I GAZÂLÎ (Rahmetullahi Aleyh)

RESÛLULLAHIN ŞEFÂATİ

 

Mahşer günü insanlar, Resûllere mürâcât,

Ederek, her birinden isterler bir şefâat.

 

Lâkin havâle eder her biri, diğerine.

En son “Habîbullah”a gelirler onlar yine.

 

Peygamber Efendimiz, buyurur: “Ey cemâat!

Rabbim izin verirse, ben ederim şefâat.”

 

Sonra kalkıp, izzetle Arş-ı âlâ’ya varır.

Orada, “Bin sene”lik bir secdeye kapanır.

 

Rabbini, bir mükemmel eder ki hamd ve senâ,

Bu, nasîb olmamıştır Ondan gayri insana.

 

O an, ehl-i mahşerin pek fenâdır halleri.

Anlatmak mümkün olmaz çekilen zahmetleri.

 

Çoklarının dünyâ'da sarıldıkları mallar,

O gün, boyunlarında birer “Halka” olurlar.

 

Kim “Deve zekâtı”nı vermemiş idi ise,

Boynuna, bir "deve"yi yüklenmiştir o kimse.

 

Ve her kim vermemişse, “Tarlasının uşru”nu,

Yüklenir o da o gün "o yerin mahsûlü"nü.

 

Yüklendikleri şeyler, öyle ağırlaşır ki,

Boyunları üstünde “Büyük dağ” olur sanki.

 

Onların feryâtları öyle artar ki hattâ,

Sanki “Gök gürlemesi” gibi olur âdetâ.

 

Vâ veylâ! Vâ sebûrâ!” diye feryât ederler.

Onların figânına, dayanmaz yer ve gökler.

 

Ticâret eşyâsıyle, altın ve gümüşün de,

Zekâtını vermiyen, çok pişmândır o günde.

 

Zîrâ zekâtlarını vermediği o mallar,

Koca bir "Yılan" olup, boynuna dolanırlar.

 

Değirmen taşı” gibi ağırlık, zahmet verir.

O kimse feryât edip, bağırır ki: “Bu nedir?”

 

Melekler cevap verip, derler ki: “Bu, dünyâ'da,

Zekât vermediğiniz mallardan oldu peydâ.”

 

Bâzıları vardır ki, avret mahallerinden,

Kan, cerâhat ve irin akar mütemâdiyen.

 

Tahammülü imkânsız pis kokuları vardır.

Bunlar da, “Zinâ yapan” erkek ve kadınlardır.

 

Bir kısmının dilleri, sarkmış göğüslerine.

İftirâ edenler” dir bunlar da birbirine.

 

Bâzısının da karnı, "yüksek dağlar" gibidir,

Bunlar da, “Fâiz ile” mal alıp verenlerdir.

 

Peygamber Efendimiz, secdedeyken, bir anda,

Rabbimiz, Habîbine eder şöyle bir nidâ:

 

“Yâ Muhammed, başını kaldır da şefâat et.

İste murâdını ki, edeyim ben icâbet.”

 

Resûlullah, başını secdeden kaldırarak,

Allahü teâlâya arz eder yalvararak.

 

Ve der ki: “Yâ ilâhî, kulların arasından,

İyi ve kötüleri ayırt et ki bu zaman,

 

Rezîl rüsvay oldular günâhıyle her biri.

Ve artık bu azâba yoktur tahammülleri”.

 

Şefâat murâdını böyle arz ettiğinde,

Derhal kabûl edilir Hak teâlâ indinde.

 

"Cennet"in gelmesini emreder cenâb-ı Hak.

Gelir her zînetiyle zînetlenmiş olarak.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan