|
01 - İMÂM-I GAZÂLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
KABİR AZÂBININ SEBEBİ
Kabirde, kâfirlerle
günâhkâr mü’minlere,
Azap yapılacaktır
günâhlarına göre.
Hem rûha, hem bedene
olacaktır bu azap.
Dünyâ azaplarına benzemez
bu ızdırab.
“Geçici” olsa bile
dünyâ azâbı gibi,
Âhiret azapları
cinsindendir tabii.
Kabir azaplarından
kurtulabilmek için,
“Dört şey”i, tam
yapması lâzım gelir kişinin.
Yine kurtulmak için kabir
azaplarından,
“Dört şey”den de
kaçınmak lâzım gelir her zaman.
Yapması lâzım gelen o dört
husus şunlardır:
Beş vakit farz “Namâz”ı,
vaktinde kılmalıdır.
Zengin ise, malının “Uşur”
ve “Zekât”ını,
Verip, kurtarmalıdır her
zarardan malını.
Ve “Kur'ân-ı kerîm”i,
tecvîde riâyetle,
Devamlı okuyarak, zevk
almalı gâyetle.
Allahü teâlâyı çok “Hatırlamalı”dır.
Bunları tamam yapmak,
mezarı nûrlandırır.
Kaçınmak îcâb eden dört
şeyden, ilki yine,
“İdrar sıçratmamak”tır
helâda üzerine.
İkinci, “Koğuculuk”,
yâni söz taşımaktır.
Bunu yapanlara da, kabirde
azap vardır.
Üçüncüyle dördüncü, “Yalan”
ile “Hıyânet”.
Bu iki günâhtan da
kaçınmak lâzım elbet.
Peygamber Efendimiz, Bakî
kabristanında,
Bir gün, gelip durdular
iki kabir yanında.
Oradaki
eshâba, sordu: “Bu iki kabir,
Falanca erkek ile kadının
değil midir?”
“Evet yâ Resûlallah”
deyince ordakiler,
Resûlullah, onlara şöyle
beyân ettiler:
"Ben, yemîn ederim ki
Allahü teâlâya,
Öyle bir vurdular ki şu
anda bu mevtâya,
Bilcümle uzuvları, param
parça oldu hep.
Bu kişi, devam üzre olur
böyle muazzeb.
Canının acısından etti ki
öyle feryât,
İns
ve cin hâricinde, duydu bütün mahlûkât.
Gizliyebilseydiniz bu sırrı eğer biraz,
Allahü teâlâya ederdim
duâ, niyâz.
Kabirlerinden çıkan bu
feryât seslerini,
Siz de işitirdiniz benim
duyduğum gibi."
Oradaki sahâbe, sordu: “Yâ
Resûlallah!
Onların işlediği acabâ
hangi günâh?”
Buyurdu:
“Falan erkek, üstüne bevil, idrar,
Sıçratırdı, bu yüzden
azâba oldu dûçâr.
Falanca kadın ise, gıybet
ederdi ki hep,
Onun azâbına da, bu günâh
oldu sebep.”
Ebû Saîd-i Hudrî, rivâyet
ediyor ki:
Resûlullah, hadîste şöyle
buyuruyor ki:
“Kâfire, mezarında, tam
doksan dokuz yılan,
Musallat olunur ki,
sokarlar onu her an.”
Ve yine
buyurdu ki: “Ölürken bir müslümân,
Cennetteki yerini görüp
olur şâdümân.
Ölüp, Hak teâlâya kavuşmak
ister ancak.
Allahü teâlâ da, ister ona
kavuşmak.”
|