ŞİİRLERLE MENKIBELER

BÜYÜK İMÂMLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

01 - İMÂM-I GAZÂLÎ (Rahmetullahi Aleyh)

MEVTÂYA GELEN SESLER

 

Fâcirlerin ruhları, şiddet ile alınır.

Yüzleri “Ebû Cehil karpuzu”nu andırır.

 

Melekler ona der ki: “Ey habîs ruh, haydi çık!

Bu habîs bedenini, cesedi terk et artık.”

 

O an kâfirin rûhu “Merkep” gibi bağırır.

Ve hazret-i Azrâil, onu eline alır.

 

Sonra da teslim eder onu bir zebânîye.

Yâni verir o rûhu, bir “Azap meleği”ne.

 

Yüzü çok çirkin olup, simsiyahtır abâsı.

Dünyâ'da her kokudan kerîhtir râyihası.

 

Cibrîl aleyhisselâm o ruh ile yükselir.

Ve dünyâ semâsının birincisine gelir.

 

Sorulur ki: “Sen kimsin ve kim vardır yanında?”

Der ki: “Ben Cebrâilim, filân kâfirdir bu da.”

 

Melekler işitince, o kâfirin adını,

Şöyle deyip, açmazlar semânın kapısını:

 

“Bir deve, geçmedikçe iğnenin deliğinden,

Bu gibiler, Cennete giremezler kat'iyyen.”

 

Cibrîl bunu işitip, rûhu bırakıverir.

Rüzgâr onu alarak, uzaklara iletir.

 

O ruh yere düşünce, bir zebânî alarak,

Tâ “Siccîn”e indirir, hor ve hakîr olarak.

 

Cehennemin dibinde bir yerdir ki bu "Siccîn",

Orada habs olunur ruhları her "fâcir"in.

 

Ruh bedenden çıkınca, kendisine, semâdan,

Bir münâdî, şöylece nidâ eder o zaman:

 

“Ey Âdemoğlu, sen mi terk ettin bu fânîyi?

Yoksa, dünyâ mı seni terk etti böyle ânî?”

 

Bir nidâ daha gelir sonra gasilhânede.

Der ki: “Ey Âdemoğlu, kuvvetin hani nerde?

 

Nerde güçlü bedenin, seni kim zaîfletti?

Nerede o dostların, hepsi de terk mi etti?”

 

Sonra kefenlenirken, yine gelir bir nidâ.

Der ki: “Ey Âdemoğlu, çıkıyorsun bir yola.

 

Hiç dönmemek üzere, evinden gidiyorsun.

İlk kez tahta bir at’a, “Tabut”a biniyorsun.”

 

Teneşire konurken, bir nidâ gelir yine.

Der ki: “Ey Âdemoğlu, gidiyorsun kabrine.

 

Îmânın varsa eğer, sana müjdeler olsun.

Yok eğer kâfir isen, kötüdür senin sonun.”

 

Musallâya konunca, şöyle nidâ edilir:

“Dünyâ'da ne yaptıysan, karşına gelir bir bir.

 

Eğer hayır yaptıysan, onun mükâfâtını,

Yok, günâh işlediysen, bulursun cezâsını.”

 

Kabristana girince, denir ki ona artık:

“Ey kişi, mezar için getirdin mi bir azık?

 

Çok karanlık bir yerdir gireceğin bu kabir.

Onu aydınlatacak ışığın var mı ki bir?”

 

Kabire konduğunda, seslenir ona mezar.

Der ki: “Ey Âdemoğlu, kıldın mı bende karar?

 

Dün, benim üzerimde, gülüyor, oynuyordun.

Şimdi benim içimde, ne için ağlar oldun?

 

Konuşup duruyordun, üstümde bülbül gibi.

Şimdi sesin çıkmıyor, acabâ sebep ne ki?”

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan