|
01 - İMÂM-I GAZÂLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
ÖLÜM NEDİR ?
“Ölüm”, rûhun
bedene olan bağlılığının,
Sona ermesi olup, vukû
bulur ansızın.
“Ölüm”, kulun bir halden
bir hâle dönmesidir.
Bir evden, başka eve “Göç
etmesi” demektir.
Zîrâ buyuruyor ki Rabbimiz
bir âyette:
“Her bir canlı, ölüm'ü
tadacaktır elbette.”
Bir şeyi tatmak ise, “Hayat”la
mümkün olur.
Öyleyse kul ölmekle, yok
olmaz, hayat bulur.
Ölüm ile, bu hayat sona
eriyorsa da,
Başka hayat başlıyor bu
sefer de mezarda.
Âhiret'e
nazaran bu dünyâ, bir “Hayâl”dir.
Âhiret asıl olup, dünyâ
"gölge" gibidir.
Her şeyin hakîkati,
bulunur "âhiret"te.
Dünyâ'dakiler ise, hepsi
bozuk ve sahte.
“Hakîkat âlemi”dir,
hiç yok olmaz âhiret.
Bu dünyâ fânî olup, yok
olur en nihâyet.
“Kabir”, âhiret ile
dünyâ arasındadır.
Âhiret'e,
dünyâ'dan hem daha da yakındır.
İşte bu yüzdendir ki,
kabirdeki o hayat,
Daha âşikâr olup, asıldır
ve hakîkat.
Herkesin bir “Ecel”i,
ölüm zamanı vardır.
O vakit, ne ileri, ne de
geri alınır.
Her bir ecel, bellidir
doğmadan daha önce.
Her insan, ölecektir
ecelleri gelince.
Bir insanın, dünyâ'da
rızkı biterse eğer,
Eceli gelmiştir ki, rûhunu
teslîm eder.
Ve ansızın terk edip
evlâdını, malını,
Hazret-i Azrâil’e teslîm
eder canını.
Nerede, ne vakitte ve
hangi memlekette,
Öleceği, bellidir her
insanın elbette.
Doğuda öleceği takdîr
olduysa eğer,
O, muhakkak o yere gider
ve vefât eder.
Zîrâ anlatılır ki, bir
zaman melek-ül-mevt,
Süleymân Peygamberi
eylemişti ziyâret.
Bir kimse var idi ki orada
olanlardan,
Melek, onun yüzüne
dikkatle baktı bir an.
Hazreti Azrâil’in, ona
böyle dikkatle,
Bakması, çok korkuttu o
kimseyi gâyetle.
Melek-ül mevt gidince,
düşünüp bunu biraz,
Hazreti Süleymân’a bu işi
eyledi arz.
Dedi:
“Ey Nebiyyallah, emredin de rüzgâra,
Götürsün beni hemen çok
uzak bir diyâra.
Zîrâ bu gün, çok korktum
hazreti Azrâil’den.
Çok uzağa gidip de,
kurtulayım elinden.”
Süleymân Peygamberin
emriyle, rüzgâr dahî,
“Hindistan”a
götürdü acele o kimseyi.
Bir miktar zaman geçti,
ölüm meleği yine,
Süleymân Peygamberin geldi
ziyâretine.
Peygamber
sordu ona: “Ey Azrâil, ne için,
Yüzüne, dikkatle ve sert
baktın o kişinin?”
Dedi: “Emir aldım ki, o
kimsenin rûhunu,
Hindistan’da alayım,
burada gördüm onu.
Sonra emir üzere, o
memlekete vardım.
Onu orada görüp, rûhunu
teslîm aldım.”
|