|
01 - İMÂM-I GAZÂLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
GÜNÂHTA ISRÂR ETMEK
Günâhta ısrâr etmek, iki
sebepledir ki,
"Dînin haberlerine
inanmamak"tır ilki.
İkinci sebep ise, nefsi
çok kuvvetlidir.
Günâhın lezzetinden
vazgeçememektedir.
Lâkin nefis, güçlü bir
düşmanıdır insanın.
Gâyesi, “Sâhibini
yakmaktır” çünkü yarın.
Resûlullah buyurdu:
"Ateş"i cenâb-ı Hak,
Yaratınca, Cibrîl’e
emretti ki: “Ona bak!”
Cehenneme bakınca Cibrîl-i
emîn dahî,
Dehşet ve
şiddetinden dedi ki: “Yâ ilâhî!
Bunu, bu hâli ile insanlar
bilse eğer,
Bu şiddetli azâba, aslâ
girmez kimseler.”
Bu sefer etrâfında
“Şehvetler” eyledi halk.
Ve Cibrîl-i emîne buyurdu:
“Bir daha bak!”
Baktığında gördü ki, nefse
tatlı, hoş gelen,
Ne varsa, Cehennemin
etrâfında tamâmen.
Dedi ki:
“Bu kadar çok olunca lezzet ve haz,
Cehenneme girmiyen, bir
kişi bile kalmaz.”
Daha sonra “Cennet”i
yarattı cenâb-ı Hak.
Ve Cibrîl-i
emîne buyurdu: “Buna da bak!”
Cennet nîmetlerini görünce
etti ki arz:
“Bu Cennete girmiyen, bir
kişi bile olmaz.”
Onun da etrâfında bu sefer
cenâb-ı Hak,
Çeşitli “Sıkıntılar,
mihnetler” eyledi halk.
Sonra da
buyurdu ki: “Bir daha eyle nazar!”
Baktı ki, orada hep her
dert ve sıkıntılar.
Dedi ki:
“Bu kadar çok sıkıntı, dert ve belâ,
Olunca, buna giden bir
kimse olmaz aslâ.”
Günâhlara ısrârda, ikinci
mühim sebep,
Tövbe ve istiğfârı
"Sonra"ya bırakır hep.
Der ki:
“Şu da olsun da, sonra tövbe ederim.”
Böylelikle tövbeyi, tehir
eder her dâim.
Çünkü o, uzak görür ölüm'ü
kendisine.
Halbuki "Çok yakın"dır
ölüm ona aksine.
Ölüm'ü, göz önüne her an
getirmelidir.
Çünkü hiç belli olmaz,
belki de şimdi gelir.
“Hayır!” diyemiyorsa
nefsinin şehvetine,
Nasıl dayanacaktır "Cehennem
ateşi"ne?
Doktor, yasak edince çok
sevdiği bir şeyi,
Sıhhatini düşünüp, terk
eder o nesneyi.
Lâkin buyuruyor ki
Kur'ânda cenâb-ı Hak:
“Günâh işliyenleri,
yakacağım muhakkak.”
Allahın kelâmına, bir
"doktor sözü" kadar,
Ehemmiyyet
vermeyip, işleniyor günâhlar.
“Yarın tövbe ederim”
diyene, demeli ki:
“Yarına çıkmak için,
senedin var mı peki?”
Resûlullah
buyurdu: “Cehennemdekilerin,
Çoğu, tehir yüzünden
feryâd eder pek hazîn.”
Bunlar şuna benzer ki, bir
kimseye, faraza,
“Şu ağacı kes!”
diye, bir emir veren olsa,
Der ki:
“Onu kesmeye, şimdi yoktur kuvvetim.
Dursun da, öbür sene daha
kolay keserim.”
Lâkin öbür seneye, kök
salar daha fazla.
Daha da kavî olup, kesemez
onu aslâ.
“Allah affeder” diye
düşünürse biri de,
Denir ki:
“Hak teâlâ affetmiyebilir de.”
Îmân, ibâdetlerle kuvvet
bulmazsa eğer,
"Susuz ağaç" misâli, bir
gün kurur ve biter.
|