|
01 - İMÂM-I GAZÂLÎ
(Rahmetullahi Aleyh)
İŞE GİDERKEN NİYET
İmâm-ı Gazâlî'nin, “Kimyâ-yı
seâdet” nâm,
Kitâbında, şunları buyurur
yüce "İmâm":
(Dünyâ ticâretini yaparken
dikkat et ki,
Zarara uğramasın âhiret
ticâreti.
Sabah evden
çıkarken, niyet et: “Yâ ilâhî!
Rızkımı temin için
gidiyorum ben dahî.
Helâl götürmek için
çocuğuma, eşime,
Senin emrine uyup,
gidiyorum işime.”
Çalışırken, dîne de
edersen tam riâyet,
Yaptığın dünyâ işi, olur
ayrı ibâdet.
Düşün ki, senin gibi
binlerce kimse, şu an,
Senin fâiden için
çalışıyor durmadan.
Eğer "çiftçi"
olmasa, "fırıncı" çalışmasa,
İnsanlar ne yiyecek her
gün ekmek çıkmasa?
Dokumacı, demirci, manav,
kasap ve berber,
Düşün ki, senin için hep
hizmet etmekteler.
Eğer onlar olmasa, rahat
yaşıyamazsın.
Öyleyse sen bunların
herbirine muhtâçsın.
Mâdem ki, senin için
çalışır bunca insan,
Sen de çalış, boş durma,
vaktini etme ziyân.
İnsanlar bir "Yolcu"dur,
aynı yere giderler.
Yolcular, birbirine yardım
etmelidirler.
İşte böyle düşünüp,
çalışır her müslümân.
Gayrinin zararını istemez
hiçbir zaman.
Herkese fâideli olmaya
eder gayret.
Bilir ki böyle yapmak,
sayılır bir ibâdet.
Hem dünyâ işlerini
yaparken bir müslümân,
Beş vakit "Namâzı"nı
kaçırmaz hiçbir zaman.
Zîrâ Allah
buyurur: “Mal ve çocuklar, sakın,
Rabbinizi anmaktan sizi
alıkoymasın.”
Önceki müslümânlar, çok
titizlerdi bunda.
Câmiye koşarlardı ezân
okunduğunda.
“Demirciler” vardı
ki, döverken demirleri,
Ezânı işitseydi, bırakırdı
dövmeyi.
Çekici havadaysa, vurmazdı
onu daha.
Yerde ise kaldırmaz,
koşarlardı namâza.
“Terziler” var idi
ki, soktuğunda iğneyi,
Ezânı işitseydi, çekmezdi
onu geri.
Yâni ne halde ise,
kalırlardı o halde.
Îtinâ ederlerdi "Namâz"a
fevkalâde.
Çünkü bilirlerdi ki,
herkese “Farzdır” namâz.
O vakitte, namâzdan daha
mühim iş olmaz.
"Âhiret işleri"ne
verince böyle kıymet,
Allah dahî, onlara verirdi
çok bereket.
Halbuki ehemmiyet
vermeselerdi dîne,
Kazançları daha çok
olmazdı elbet yine.
Üstelik de Allaha
olurlardı isyânkâr.
Çok kazansalardı da, neye
yarar öyle kâr?)
|