ŞİİRLERLE MENKIBELER

BÜYÜK İMÂMLAR

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

01 - İMÂM-I GAZÂLÎ (Rahmetullahi Aleyh)

İKİ VÂİZ BIRAKTIM

 

Sultân Sencer, "İmâm"ı saraya etti dâvet.

O da kabûl ederek, etti buna icâbet.

 

Girince, sultân onu karşıladı ayakta.

Kucaklayıp, tahtına oturttu onu hattâ.

 

"İmâm" dahî oturdu, Besmele söyliyerek.

Buyurdu ki: Herkese nasîhat etmek gerek.

 

Ve lâkin insanlara nasîhat etmek için,

Risâlet kaynağından alınır ruhsat, izin.

 

Resûlullah buyurdu: (Bir susan, bir konuşan,

İki nasîhatçıyı bıraktım size şu an.

 

Bunlardan birincisi, “Ölüm”dür ki, konuşmaz.

Diğeri “Kur'ân”dır ki, konuşup eder va’az.)

 

Susan vâiz diyor ki lisân-ı hâli ile:

(İnsanları, pusuda beklerim her an böyle.

 

Ecelleri gelince, çıkarak o pusudan,

Âniden yakalarım, vermeden fırsat, emân.)

 

Bu hâli, şimdi görmek isteyen varsa eğer,

Eski pâdişâhların hâlini düşünsünler.

 

"Alparslan" ve "Melikşâh", "Çağrı bey" nerde, hani?

Şimdi toprak altında, oldular hepsi fânî.

 

Lisân-ı halleriyle diyor ki şimdi onlar:

(Gafletle yaşamayın ey şimdiki sultânlar!

 

Biz dahî sizin gibi bir vakit "Sultân" idik.

Lâkin hiç tanımıyor ecel sultân ve melik.)

 

Ey sultân, Allah sana bahşetti doğru îmân.

Güler yüz, güzel ahlâk ihsân etti sonradan.

 

Sultânlık nîmetini verdiyse Allah sana,

Sen de amel yaparak, şükreyle bu ihsâna.

 

Bu gün sultânlığınla mağrur olma ki zinhâr,

Senden daha kudretli, “Sultânlar Sultânı” var.

 

Daha sonra dedi ki: (Ben, oniki senedir,

Halktan uzaklaşmış ve hâlen uzletteyimdir.

 

Şimdi, Nişâbur’daki ilim medresesine,

Müderris olmam için, ısrâr edilir yine.

 

Lâkin arz edeyim ki şu husûsu ey sultân!

Benim hak sözlerimi, kaldırmıyor bu zaman.

 

Bu zamanda, hak bir söz söylerse biri eğer,

Kapı ve duvar bile, aleyhine geçerler.

 

Bana söylenenleri rüyâda görse idim,

"Bu, karışık bir rüyâ, yâhut kâbustur” derdim.

 

"İmâm-ı a’zam"a da söz demişim aleyhte.

İşte, buna tahammül edemem kat'iyyetle.

 

Bunun için, siz beni af edin ki tedrîsten,

"Tus"da, kendi hâlimle yaşıyayım artık ben.)

 

Bu hâdiseden sonra, "Tus"a döndü o yine.

Ve iki sene daha, hizmet etti bu dîne.

 

Ellibeş” yaşına da girince bu büyük zât,

“Binyüzonbir” yılında, eyledi Hakk'a vuslat.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan