|
76 - HÎFÂ HÂTUN
(Radıyallahü Anhâ)
AYNI KABRE KONDULAR
Süheyb,
Resûlullaha hâlini arz edince,
Gelip “Hîfâ
Hâtun”a söylediler hemence.
O zaman “Hîfâ
Hâtun” şöyle dedi cevâben:
(Filânca
konağımı hibe ettim ona ben.
Şu bir kese
dolusu altın da, onun olsun.
Gelip beni
alarak, evimize götürsün.)
Allahın
Sevgilisi, çok memnun oldu buna.
Duâ etti o
zaman hem Süheyb’e, hem ona.
"Süheyb"le
"Hîfâ Hâtun" sonra vedâ ederek,
Geldiler o
konağa Allaha hamd ederek.
Akşam yemek
yiyip de, gelince yatma vakti,
“Hîfâ Hâtun”,
Süheyb’e şu fikri teklîf etti:
(Ey Süheyb,
bilirsin ki bir "nîmet"im ben sana.
lâkin buna
mukabil, bir "mihnet"sin sen bana.
Şükretmen
lâzım gelir senin işbu nîmete.
Benim dahî
sabretmem gerekir bu mihnete.
İşte bu
ikisini îfâ için ey Süheyb!
Gel, seninle
bu gece ibâdet edelim hep.
Sana,
şükredenlerin sevâpları verilsin.
Bana da,
sabredenler ecri ihsân edilsin.)
Hazret-i
Süheyb dahî, onun bu teklîfini,
Gâyet münâsip
görüp, kabûl etti fikrini.
İkisi de o
gece, ibâdet yaptılar hep.
Ve sabah
namâzında, mescide gitti Süheyb.
Ve lâkin
ondan evvel, gökten Cibrîl gelerek,
Onların bu
hâlini haber verdi tek be tek.
Dedi:
(Yâ Resûlallah, müjde ver ikisine.
Kavuştular
Cennetin yüksek derecesine.)
Resûlullah,
Süheyb’e suâl etti bu şeyi:
(Yâ Süheyb,
ne şekilde geçirdiniz geceyi?)
(Siz
söyleyin) diyerek başını eğdi öne.
Anlattı Resûl
dahî ahvâli kendisine.
Sonra da
buyurdu ki: (Sizler Cennetliksiniz.
Rabbimizi
Cennette mutlak göreceksiniz.)
Süheyb çok
sevinmişti Resûl'ün müjdesine.
Derhâl yere
kapandı, şükrâne secdesine.
Dedi ki: (Yâ
ilâhî, beni bağışladıysan,
Şu anda al
rûhumu, günâha bulaşmadan.)
Kabûl oldu
duâsı bu mümtâz sahâbînin.
Rûhu, secdede
iken kabzolundu "Süheyb"in.
Eshâb bunu
görünce, pek çok duygulandılar.
Onun bu
durumunu görerek ağladılar.
Resûlullah
buyurdu: (Bu vefât etti, ancak,
Bir haberim
yine var, daha çok şaşılacak.
Cebrâil,
şimdi gelip haber verdi ki şunu,
Hîfâ dahî
evinde teslîm etti rûhunu.)
Techîz ve
tekfîn gibi hizmetleri gördüler.
Sonra,
ikisini de yan yana defnettiler.
|