|
76 - HÎFÂ HÂTUN
(Radıyallahü Anhâ)
ÇOK GÜZELDİ
Kadın
sahâbîlerden Medîneli bir hâtun.
Rabbine
tevekkül ve rızâsı tamdı onun.
Geçirirdi
ömrünü ibâdet ve tâatle.
“Güzellik”
ve “Ahlâk”ta meşhur idi gâyetle.
Hem dahî “Zengin”
olup, var idi çok serveti.
Lâkin onun
gözünde, yoktu malın kıymeti.
O, hep
âhiretini düşünürdü durmadan.
Ve ölüm
hazırlığı içindeydi her zaman.
Ayrıca çok
severdi Allahın Resûlü'nü.
Ona çok bağlı
olup, dinlerdi her sözünü.
Ne müşkili
olursa, danışırdı hep Ona.
Yine bir gün
Resûl'ün geldi huzûrlarına.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, bana bir iş öğret ki,
Ben onu
işlemekle, kazanayım Cenneti.)
Buyurdu: (Bir
erkekle evlenmelisin önce.
Dîninin
yarısını hıfz edersin böylece.)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, kim olur benim eşim?
Pâdişah
Necâşî’yi bile ben reddetmişim.
Nice verenler
oldu yüz deve, hayli zînet.
Lâkin ben,
her birini çevirip eyledim red.
Mâdem ki
şimdi bana, bu yoldadır emriniz,
Râzıyım, siz
her kimi münâsib görürseniz.)
Resûlullah,
birini tâyin etseydi eğer,
Belki
üzülürlerdi ismi söylenmiyenler.
Buyurdu: (Yârın
sabah, mescide önce gelen,
Kim ise, onun
ile nikâhlan, sonra evlen.)
Böyle
buyurduğundan Allahın Sevgilisi,
Alınıp
üzülmedi eshâbın hiçbirisi.
Lâkin bir
uyku verdi Hak teâlâ onlara.
Biri hâriç,
hepsi de uyumuştu o ara.
Merak ile
beklerken Allahın Peygamberi,
“Süheyb”
adlı sahâbî giriverdi içeri.
“Süheyb” ki,
hiç kimsesi bulunmayan bir garip.
Dünyâlık
hiçbirşeye değildi hem de sâhip.
Rengi siyaha
yakın, yok idi güzelliği.
Uzun boylu ve
lâkin çelimsiz, zayıf idi.
Hâlbuki "Hîfâ
Hâtun" çok güzeldi ve zengin.
Resûlullah
buyurdu: (Ey Hîfâ, işte dengin.)
(Peki Yâ
Resûlallah) diyerek kabûl etti.
Zîrâ
Resûlullaha tamdı teslîmiyyeti.
Onun bu
cevâbına sevindi Resûlullah.
Bir hutbe
okuyarak yapıldı akd-i nikâh.
Sevindiler
buna hep, o gün cümle sahâbî.
Az sonra,
Resûlullah çağırarak Süheyb’i,
Buyurdu: (Kalk
yâ Süheyb, bir şeyler al geline.
Ve zevcenin
elinden tut da götür evine.)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, dünyâlık yok bir şeyim.
Mâlum yoktur
evim de, nereye götüreyim?)
|