|
73 - HANZALA BİN EBÎ
ÂMİR
(Radıyallahü Anh)
MELEKLER YIKADI
Medîneli
eshâbtan, muhterem bir sahâbî.
“Gasîl-ül
melâike” lakabının sâhibi.
Resûlullah,
islâmı teblîğ ettiği zaman,
Hiç tereddüt
etmeden, severek etti îmân.
Ne zaman ki
yapıldı “Bedir” muhârebesi,
Henüz genç ve
bekârdı o günlerde kendisi.
Lâkin bir
müddet sonra, Abdullah bin Übey’in,
Kızı “Cemîle”
ile nikâhı oldu bir gün.
Bir hafta
sonra dahî, olacaktı düğünü.
Hem de "Uhud
savaşı" vardı ertesi günü.
Nihâyet düğün
olup, gerdeğe girdiğinde,
Bambaşka bir
heyecân vardı onun içinde.
O, yârın
yapılacak cengi düşünüyordu.
Büyük
sabırsızlıkla yârını bekliyordu.
Hele “Şehîd”
olursa, ne büyük seâdetti.
O, gerdek
gecesinde hep bunu hayâl etti.
Sabahleyin
kapıldı birden bir endîşeye.
“Ya savaşa
vaktinde yetişemezsem!” diye.
Kılıcını
kaparak, acele çıktı evden.
Ve lâkin “Gusletme"yi
unuttu aceleden.
Resûlullah
safları düzelttiği zamanda,
O da koşup,
sür'atle safa girdi son anda.
Gönlünde “Şehîd
olmak” arzusu yatıyordu.
Bu arzusu,
gitgide daha da artıyordu.
Müşriklerin
ordusu bozuldu çok geçmeden.
Hep birden
kaçışmaya başladılar bu cenkten.
O sırada
küffârdan “Şeddâd bin Esved” adlı,
Bir kâfir, “Hanzala”yı
sırtından mızrakladı.
Kanları
fışkırırken o mızrağın yerinden,
İkinci
mızrağını sapladı yine birden.
Bu ikinci
darbeyle, yıkılıp düştü yere.
“Şehâdet
şerbeti"ni içmiş oldu bu kere.
Allahın
Sevgilisi, bu cengin sonrasında,
Buyurdu ki: (Ben
bugün, yerle gök arasında,
Hanzala'yı
gördüm ki, etrâfında melekler,
Onu, Cennet
suyuyla yıkayıp gaslederler.)
Sahâbeden
biri de, dedi: (Gördüm ben dahî.
Hanzala'nın
başından su damlardı Vallahi.)
Resûl'ün emri
ile, zevcesi “Cemîle”ye,
Soruldu “Hâdisenin
hikmeti nedir?” diye.
Dedi: (Düğün
gecesi, o, başka âlemdeydi.
Ertesi gün
olacak cengin hevesindeydi.
“Harbe
yetişemezsem hâlim ne olur?” diye,
sabahleyin
erkenden düştü bir endîşeye.
İşte bu
heyecânla geçirdi o geceyi.
Acele evden
çıkıp, unuttu gusletmeyi.)
Böyle yüksek
idiler işte eshâbı kirâm.
Onların
gayretiyle, ulaştı bize islâm.
|