|
69 - HAZRET-İ MUGÎRE
(Radıyallahü Anh)
BİR ADÂLET ÖRNEĞİ
Bir gün
Hazret-i Ömer, bir gurup eshâbiyle,
Çıktılar
Medîne’den, Şam’a gitmek azmiyle.
Var idi
kendisinin sâdece bir devesi.
Gelirdi yanı
sıra, "Mugîre" nâm kölesi.
İkisinin
bineği, bir tek deve olunca,
Sırayla
binerlerdi deveye yol boyunca.
Bir sâat biri
biner, biri yaya giderdi.
Daha sonra o
iner, ötekisi binerdi.
Şam’a yakın
gelince kâfile en nihâyet,
“Mugîre”ye
gelmişti binmede en son nöbet.
Lâkin râzı
olmadı buna eshâbı güzîn.
Hemence
dediler ki: (Yâ emîrel mü’minîn!
Her ne kadar
bu nöbet gelse de Mugîre’ye,
Şam’a gelmiş
bulunduk, siz binseniz deveye.
Zîrâ yaya
görürse sizi merak edenler,
Yanılıp,
kölenizi Halîfe zannederler.)
Fakat o
buyurdu ki: (Mugîre’nindir nöbet.
Ben deveye
binersem, nerde kalır adâlet?
Ey Resûl'ün
eshâbı, hamd olsun Rabbimize.
“Eshâb olmak”
şerefi kâfî gelmez mi bize?)
Ve
şereflendirdiler nihâyet Şam şehrini.
Halîfe,
tellâl ile bildirdi şu emrini:
(Sağ ve sâlim
çıkmamız belli değil bu yerden.
Kimin bir
hakkı varsa, istesin gelip benden.)
“Mugîre”
öne çıkıp, dedi ki: (Ey efendim!
Vaktiyle
üstünüzde bir hakkım kaldı benim.
Zîrâ çekmiş
idiniz, bir zaman kulağımı.
Müsâde
ederseniz istiyorum hakkımı.)
Halîfe
buyurdu ki: (Gel öyleyse kardeşim,
Sen de çek
benimkini, dünyâda ödeşelim.)
Eshâb hayret
ederek, “Tekbîr” aldı o anda.
Zîrâ böyle
bir âdet vardı Arabistan’da.
Dediler: (Ey
Halîfe, arzımız şudur ki ilk,
Gelmemiştir
dünyâya sizin gibi bir melik.
Câizken
efendinin köleyi terbiyesi,
Doğru mu onun
sizden böyle hak istemesi?)
Buyurdu:
(Bu iş mühim, sakın mâni olmayın.
Bugün
helâllaşmazsak güç olur sonra yârın.)
Ve “Hazret-i
Mugîre” geldi ve çekti biraz.
Buyurdu: (Ey
Mugîre, ne için çekersin az?)
Dedi ki: (Ey
efendim, fazla çekersem eğer,
Korkarım,
senin hakkın bana geçer bu sefer.)
"Mugîre"nin
bu işte şu idi ki gâyesi,
Sevsin daha
ziyâde kendini Efendisi.
Zerre kadar
şüphesi olsaydı bunda şâyet,
Yapmazdı ona
karşı aslâ böyle hareket.
Hakîkaten
Halîfe, o günden îtibâren,
“Mugîre”ye
daha çok oldu muhib ve yâren.
|