|
68
- MÛAZ BİN CEBEL
(Radıyallahü Anh)
GÜNÂHTAN SAKIN!
“Muâz ibni
Cebel” ki, büyük sahâbedendi.
Hem dahî "İlm-i
fıkh"ı, iyi bilenlerdendi.
On sekiz
yaşındayken, girdi islâm dînine.
Ve candan
âşık oldu Hüdânın Habîbine.
Nasîhat
istemişti bir gün Resûlullahtan.
Buyurdu ki:
(Yâ Muâz, çok sakın her günâhtan.
Allahı görür
gibi, yap her ibâdetini.
Mâlâyâni
sözleri terk eyle, tut dilini.
Herkese,
kıyâmette sorulur şu dört şeyden:
Birincisi,
ömrünü nerde tükettiğinden.
İkincisi,
nerede harcadı gençliğini?
Üçüncüsü,
ilmiyle ne amel ettiğini.
Dördüncüsü,
malını nerden kazandı acep?
Ve bunu,
nerelere ve nasıl harcadı hep?)
"Muâz ibni
Cebel"den nasîhat istediler.
Buyurdu:
(Muhakkak ki öleceksiniz sizler.
Dünyâdaki
rızkınız, arayıp bulur sizi.
Siz bunu
düşünüp de yormayın zihninizi.
Zîrâ Allah
kefildir, her kişinin rızkına.
Biraz gayret
etmekle, kavuşursunuz ona.
Ve lâkin
âhirette nîmete konmak için,
Çok çalışmak
gerekir, içyüzü budur işin.
Ey insanlar,
Cennete girseniz de âkıbet,
Üzüntü olmasa
da, pişmanlık vardır elbet.
Dersiniz: “Bir
kez daha, keşke Allah deseydim.
Ve keşke,
daha fazla ibâdet eyleseydim.”
Ey insanlar,
bilin ki, birgün biter ömrünüz.
Hem de Hak
teâlâya olur bu dönüşünüz.
Vardığınız o
yerde, iki yer vardır ki hem,
Biri ebedî "Cennet",
biri sonsuz "Cehennem".
İkisinden
birinde kalırsınız siz ancak.
Zîrâ yoktur
başka yer ebedî kalınacak.)
Buyurdu:
(Bilseniz de islâmı ince ince,
Olmaz hiçbir
faydası, amel eylemeyince.
Üstelik vebâl
olur, mahşerde o ilminiz.
Zîrâ “Ben
bilmiyordum” deyip geçemezsiniz.)
Oğluna
buyurdu ki: (Ölümü fazla yâd et.
Her namâzı, “Son
namâz” kılar gibi edâ et.
Bir vaktini
kılınca, şöyle söyle kendine:
“Belki de
yetişemem öbür namâz vaktine.”
Ey oğlum,
sâhip isen iyi bir arkadaşa,
Sev onu canın
gibi, hiç etme münâkaşa.
Ortak ol
kardeşinin her dert ve sevincine.
O seni
gördüğünde, neş'e gelsin içine.)
Buyurdu ki: (Muhakkak
gelecek eceliniz.
Bir şey "Muhakkak"
ise, onu "Oldu" biliniz.
Mü’min, Sırat
üstünden geçmeden güler mi hiç?
Îmân ile
ölmeden, olmaz hiç neş'e, sevinç.)
|