|
66
- MUS'AB BİN UMEYR
(Radıyallahü Anh)
NE MUTLU ONLARA!
Resûlullah,
Uhud’da, savaşı müteâkip,
Şehîd olan
eshâba, oldular çok muzdarip.
Hepsini,
eshâbiyle gezdiler birer birer.
Ve “Mus’ab
bin Umeyr”in baş ucuna geldiler.
Bu zât,
sancaktârıydı Allahın Resûlü'nün.
Büyük
kahramânlıklar göstermişti hep o gün.
En son şehîd
olmuş ve kesilmişti elleri.
Yaralar
içindeydi vücûdunun her yeri.
Kan gölü
hâlindeydi etrâfı bu şehîdin.
Üzüldü
Resûlullah onun bu hâli için.
Bir âyet-i
kerîme okudu sonra hemen.
Şöyle
buyuruyordu Hak teâlâ meâlen:
(Öyle yiğit
mü’minler vardır ki, bugün onlar,
Allaha
verdikleri sözde sâbit durdular.
Onlardan
bâzıları, Hak teâlâ yolunda,
Kahramânca
çarpışıp, şehîd oldu sonunda.
Bâzısı da
çarpışıp, şehîdlik bekliyorlar.
Verdikleri o
sözü değiştirmedi onlar.)
Peygamber
Efendimiz, şehîdlere hitâben,
Sonra
buyurdular ki: (Şâhidim ki şuna ben,
Siz, kıyâmet
gününde uyanınca, muhakkak,
Haşr
olunacaksınız yine şehîd olarak.)
Sonra da,
eshâbına buyurdu ki: (Şimdi siz,
Bu azîz
şehîdlere gelip selâm veriniz.
Yemîn
ediyorum ki, onlar da kıyâmette,
Cevap
vereceklerdir bu selâma elbette.)
“Mus’ab
bin Umeyr” için, kefenlik aradılar.
Lâkin onu
örtecek bir şey bulamadılar.
Gerçi kendi
kaftanı vardı ki onun bizzât,
Mübârek
vücûdunu örtmüyordu o fakat.
Başına
çekselerdi, ayağı açılırdı.
Ayağına
çekseler, başı açık kalırdı.
Velhâsıl,
hayâtını islâm için harceden,
Ve yine bu
uğurda fedâ-yı can eyliyen,
Bu mümtâz
sahâbîye, bulunamadı kefen.
Bir ”Yarım
kefen” ile ayrıldı bu âlemden.
Diğer
sahâbîler de, namâzları kılınıp,
Kanlı
elbiselerle yerlerinden alınıp,
Sonra, ikişer
üçer o mübârek şehîdler,
Nûrlu
kabirlerine bir bir defnedildiler.
Uhud’da “Yetmiş
şehîd” verilmişti o zaman.
Altısı
muhâcir ve altmışdördü ensâr’dan.
Resûlullah,
onları tesellî eylediler.
Buyurdu ki:
(Vallahi, eshâbımla berâber,
Ben de şehîd
olarak, Uhud dağı bağrında,
Kalmayı çok
isterdim, bu şehîdler yanında.
Onlar, şehîd
olarak dünyâdan ayrıldılar.
Allahü
teâlânın rızâsına vardılar.)
|