|
62
- HAZRET-İ MESLEME
(Radıyallahü Anh)
ZEYTİNYAĞI, TUZ, EKMEK
Ömer ibnil
Hattâb’ın devrinde, bir zamanlar,
Şikâyete
gelmişti Îrân’dan müslümânlar.
Dediler:
(Mâruz kaldık bizler bir musîbete.
Eşkiyâlar yol
kesip, zulüm yapar millete.)
Dinledi Ömer
Fârûk onların sözlerini.
Gönderdi
üstlerine bir gurup askerini.
Gidip, önce
onlara islâmı bildirdiler.
Kabûl
etmeyince de, “Cizye verin!” dediler.
Onu da
reddedince, kalmadı artık vebâl.
Başladı
birdenbire çok şiddetli bir kıtâl.
Allahın
yardımıyle kazandı yine eshâb.
Çok ganîmet
malları ele geçti bî-hesâb.
Lâkin mallar
içinde, bir "Kutu" var idi ki,
"İnci"
ve "Mücevher"le dolu idi hep içi.
Başkumandan “Mesleme”,
onu, bir eri ile,
Hediye
kabîlinden gönderdi Halîfeye.
Hazret-i Ömer
ise, onun geldiği sâat,
Fakîrlere
ziyâfet verirdi kendi bizzât.
Zîrâ çok
seviyordu onlara yedirmeyi.
Bizâtihî
kendisi dağıtırdı yemeği.
Bekledi bir
kenarda, yemek bitti nihâyet.
Halîfe onu
görüp, evine etti dâvet.
Hazret-i Ömer
ile, o girdi içeriye.
Rastlamadı
minderle kilimden başka şeye.
O mindere
oturttu Halîfe gelen eri,
Kilimin
üzerine oturdu kendileri.
Geldi sonra
bir sofra, mütevâzı idi pek.
Vardı yemek
olarak "Zeytinyağı, tuz, ekmek".
Çıkardı o
kutuyu cebinden sonra o er.
(O kutu
nedir?) diye, sordu hazret-i Ömer.
Dedi ki: (Başkumandan,
râzı edip erleri,
Ayırdı
ganîmetten işbu mücevherleri.
Sığınıp daha
sonra yüksek müsâdenize,
Ve hediye
gönderdi bunu hazretinize.)
Hazret-i Ömer
Fârûk, işitince bu sözü,
Ağlayıp,
yaşla doldu mübârek iki gözü.
Dedi: (Bize "İslâm"ı
bahşetti Hak teâlâ.
Var mıdır
bizim için bir nîmet bundan âlâ?
Aslâ kabûl
edemem, götür bunu, ver geri.
Yakmak mı
istersiniz siz bununla Ömer’i?
Zîrâ
mücâhidlerin hakkıdır bu da yine.
Mesleme’ye
götür de, dağıtsın askerine.
Ve ona, şu
husûsu söyle ki benden taraf:
Adâletten,
kıl kadar eylemesin inhirâf.
Gâzilerin
hakkını, göndermesin Ömer’e.
Yoksa o, hiç
muvaffak olamaz, ona göre.)
|