|
61
- SÜMEYRÂ HÂTUN
(Radıyallahü Anhâ)
SEN HAYATTA OLDUKÇA...
Peygamber
Efendimiz ve şânlı sahâbîler,
"Uhud"
harbinden sonra Medîne’ye döndüler.
Kadınlar ve
çocuklar dökülmüştü yollara.
Karşılıyorlar
idi gelenleri o ara.
Hepsi merak
ederdi "Allahın Resûlü"nü.
Ve görmek
isterlerdi mübârek nûr yüzünü.
Sa’d ibni
Muâz’ın annesi “Kebşe Hâtun”,
"O Server"i
düşünüp, duruyordu pek mahzûn.
Oğlu “Amr” da
ölmüştü, harpte şehîd olarak,
Lâkin o, "Peygamber"i
ediyordu çok merak.
Az sonra o
Server'i sağ ve sâlim görünce,
Merâkı zâil
olup, kapıldı bir sevince.
Huzûruna
gelerek, dedi: (Yâ Resûlallah!
Anam, babam
ve canım fedâdır sana Vallah.
Allaha hamd
olsun ki, sağ sâlim gördüm seni.
Sen hayatta
olunca, düşünmem gayrisini.)
Sormadı oğlu
Amr’ı Allahın Habîbine.
O Server
şöyle deyip, tesellî etti yine:
(Ey Sa’dın
vâlidesi, sana müjdeler olsun.
En yüksek
mertebeye yükseldi senin oğlun.
Şehîdlik
rütbesine kavuşan bu cemâat,
Ederler
mahşer günü ev halkına şefâat.)
Resûlullah ve
eshâb, henüz Uhud’da iken,
“Sümeyrâ
Hâtun” dahî, gelmişti Medîneden.
Onun da
düşündüğü tek bir şey vardı o gün.
Öğrenmek
istediği, hayâtıydı "Resûl"ün.
Gelip gördü
yerlerde şehîd olan erleri.
Baktı,
aralarında yatıyordu "Pederi".
Babasının
ölümü, dokunmadı pek ona.
Bir Fâtiha
okuyup, devâm etti yoluna.
Bir şehîd
daha gördü babasından ilerde.
Yaklaşınca
gördü ki, “Kocası"ymış o er de.
Ve lâkin bu
hâtunun derdi bunlar değildi.
Onun tek
düşündüğü, "Allahın Habîbi"ydi.
Devâm edip,
yerlerde gördü yine şehîdler.
Baktı ki,
bunlar dahî “Kardeşleri"ymiş meğer.
Fâtihalar
okuyup, seğirtti ilerlere.
"Resûl"ü
soruyordu gördüğü kimselere.
Gördü en son
sağ sâlim "Allahın Resûlü"nü.
Unuttu birden
bire cümle üzüntüsünü.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, babam, kocam, kardeşim,
Şehîd
düşmüşlerse de, gam değil benim için.
Benim derdim
sen idin, hamd olsun Rabbimize.
Sen hayatta
oldukça, dokunmaz onlar bize.
Sana bir şey
olsaydı, o zaman mahvolurduk.
Senin
ayrılığınla yanar da kavrulurduk.
Ağlayıp,
gözümüzün yaşları hiç durmazdı.
Yaralı
kalbimize tesellî bulunmazdı.)
|