|
54
- ZİNNÎRE HÂTUN
(Radıyallahü Anhâ)
GÖZLERİ AÇILDI
Müşrikler
işkencede, yaşlı genç, kadın erkek,
Gibi
ayırımlarda bulunmazlar idi pek.
Kimi bulurlar
ise ilk îmân edenlerden,
Ona, çok
işkenceler yapıyorlardı hemen.
Bir de “Zinnîre
Hâtun” var idi ki, kimsesiz,
O da îmân
etmekle şereflenmişti henüz.
Müslümân
olduğunu haber aldıklarında,
Ona da
işkenceye başladılar ânında.
Boğazını
sıkarak, derlerdi: (Dön dininden!)
O, bayılıp
düşerdi nefesi bittiğinden.
Bilhassa Ebû
Cehil yapıyordu böyle hep.
Hâtunun,
görmez oldu gözleri bundan sebep.
Ebû Cehil
dedi ki, ederek hem istihzâ:
(Gördün mü,
gözlerini kör etti Lât ve Uzzâ.)
"Zinnîre
Hâtun" ise dedi: (Yâ Ebâ Cehil!
Hayır, aslâ
bu senin dediğin gibi değil.
Lât ve Uzzâ
putları, hiçbir işe yaramaz.
Kendine
tapmıyanı, tapandan ayıramaz.
Ve lâkin
benim Rabbim, gözlerimin nûrunu,
İâdeye
kâdirdir, yapabilir O bunu.)
Onun bu
dileğini, gerçekten cenâb-ı Hak,
Kabûl edip,
gözleri açıldı tam olarak.
Ve hattâ
eskisinden görürdü daha iyi.
Bunu, o
kâfirlerin gördüler hepsi dahî.
Lâkin
inâtlarından îmâna gelmediler.
Açık
mûcizelere, “Bu, sihirdir” dediler.
Onlar
Resûlullaha, “Baş gözü"yle bakarak,
Îmân
edemediler çok fenâ aldanarak.
Sahâbe-i
kirâmın çektiği ızdırâba,
Pek çok
üzülüyordu o Resûl-i müctebâ.
İslâmın
yayılması, öğrenilmesi için,
Emniyetli bir
yere ihtiyâç vardı ilkin.
"Erkam"
hazretlerinin var idi ki bir evi,
Onu seçti bu
işe Allahın Peygamberi.
Bu, Safâ
tepesinin tam doğu cihetinde,
Yüksekçe bir
yerdeydi, dar bir sokak içinde.
Kâbe,
görülüyordu râhatlıkla oradan.
Ve çok
elverişliydi emniyet bakımından.
Hem kontrol
yönünden de, zîrâ gelen gidenin,
Yeri, gâyet
uygun ve müsâitti bu evin.
Resûlullah bu
evde, gündüz oturuyordu.
Eshâbına
islâmı her gün anlatıyordu.
Müslümân
olacaklar, gelirlerdi bu eve.
Ve
şereflenirlerdi îmâna gelmek ile.
Allahın
Habîbinin, kalplere devâ olan,
Mübârek
sohbetini o mübârek ağzından,
Nefes almaz
şekilde, edeble dinlerlerdi.
Hattâ
yutarcasına, bir bir ezberlerlerdi.
|