|
49 - HAZRET-İ UKÂŞE
(Radıyallahü Anh)
CENNETTEKİ ARKADAŞIM
Resûlullah,
kamçıyı "hazret-i Ukâşe"ye,
Verince,
sahâbîler düştüler endîşeye.
Hazret-i Ebû
Bekir ve Hazret-i Ömer’den,
Sonra,
Hazret-i Alî ayağa kalktı hemen.
Dedi ki: (Yâ
Ukâşe, Peygambere vurmana,
Gönlümüz râzı
değil, o kamçıyı vur bana.
İşte sırtım
ve karnım, istersen yüz defâ vur.
Ama
Resûlullaha hiç dokunma, ne olur.)
Peygamber
Efendimiz, görünce de bu hâli,
Ona
buyurdular ki: (Sen de otur yâ Alî!)
Hazret-i Alî
dahî oturunca, bu sefer,
Hazret-i
Hasan ile Hüseyin de geldiler.
Dediler: (Yâ
Ukâşe, bilirsin ki sen dahî,
Bizler,
Resûlullahın torunuyuz Vallahi.
Bunun için
istersen, yüz defâ vur da bize,
Bir defâ bile
olsun, vurma Efendimize.)
O Server
buyurdu ki görür görmez bunları:
(Siz dahî
oturunuz ey gözümün nûrları.)
"Hazret-i
Ukâşe"ye, o Allahın Habîbi,
Buyurdu:
(Yâ Ukâşe, sen de vur bana haydi!)
Ukâşe
hazretleri dedi ki: (Ama benim,
Sen vurduğun
vakitte, açık idi bedenim.)
O zaman o
mübârek sırtlarını açtılar.
Sahâbenin
cümlesi, bu hâle ağlaştılar.
Dediler:
(Yâ Ukâşe, Peygamber-i zîşânın,
Mübârek
vücûduna şimdi vuracak mısın?)
Herkes merak
içinde bekleşirken, bu kere,
"Ukâşe
hazretleri" yaklaştı o Server’e.
Mübârek
sırtındaki o "Mührü nübüvvet"i,
Gözyaşları
içinde eğilip öpüverdi.
Dedi ki:
(Anam babam, canım sana fedâdır.
Sana kısas
yapmaya kimde cesâret vardır?
Mübârek
vücûduna vurup seni üzmeye,
Gücü yeten
kim vardır zâtını incitmeye?)
Resûlullah
buyurdu: (Hayır, ya vuracaksın,
Yâhut da o
hakkını sen bağışlıyacaksın.)
Dedi ki:
(Bağışladım onu yâ Resûlallah!
Beni de,
kıyâmette bağışlar belki Allah.)
O zaman
Resûlullah buyurdu: (Ey insanlar!
Biliniz ki,
Cennette bana bir arkadaş var.
Merak
ediyorsanız "O kişi kimdir?" diye,
Öyleyse nazar
edin siz şu pîr-i fânîye.)
Resûlullah
eshâba böyle buyurduğunda,
“Hazret-i
Ukâşe”ye bakıyordu o anda.
Bilcümle
sahâbîler, ona gıbta ettiler.
Gelip, iki
gözünün arasından öptüler.
Dediler:
(Yâ Ukaşe, sen ne çok bahtiyârsın.
Zîrâ
Resûlullaha Cennette arkadaşsın.)
|