|
45 - HAZRET-İ ABDULLAH
(Radıyallahü Anh)
HÜSREV PERVÎZ'E MEKTUP
Allahın
Sevgilisi, dâvet için bu dîne,
Mektup
gönderiyordu çevre meliklerine.
Acem kisrâsı
olan "Hüsrev Pervîz"e dahî,
Göndermişti "Abdullah"
adlı bir sahâbîyi.
"Abdullah",
vedâ edip hemen Efendimize,
Götürdü o
mektûbu, verdi Hüsrev Pervîz'e.
Kisrâ, onu
okuyup huzûru kaçtı birden.
Ve mektûbu
yırtarak, yere attı kibrinden.
Bununla da
kalmayıp, çok kudurdu ve azdı.
Yemen vâlisi
olan "Târân"a mektup yazdı.
Dedi:
(Öyle duydum ki, biri çıkmış Mekke'de.
Nübüvvet
dâvâsında bulunurmuş o yerde.
Ona, iki
kimseyi gönder de askerinden,
Bağlayıp
getirsinler huzûruma âcilen.)
Târân, Hüsrev
Pervîz'in bu emri gereğince,
"Bânûb" ile "Cerces"e
görev verdi hemence.
Geldiler o
ikisi, Resûl'ün huzûruna.
Dediler ki:
(Kisrâmız emretmiş ki Târân'a,
Gönderip iki
kişi, seni tevkîf edeler.
Ve âcilen
Kisrâ'nın yanına ileteler.
İşte biz, bu
görevle şu anda geldik size.
Alıp
götüreceğiz seni Hüsrev Pervîz'e.)
Onlar bu
küstahâne sözleri söyler iken,
Titrerdi
vücûdları Resûl'ün heybetinden.
Buyurdu ki: (Bu
gece, varın siz yerinize.
Yârın bir şey
yaparız, ne îcâb eder ise.)
Çıkıp,
birbirlerine dediler: (Biz ne olduk?
Yanında biraz
daha kalsaydık mahvolurduk.
Biz, hiçbir
hükümdârda görmedik böyle heybet.
Demek bu,
âhir zaman Peygamberidir elbet.)
Ertesi gün,
gelince Resûl'ün huzûruna,
O Server
buyurdu ki: (Söyleyin ki Târân'a,
Dün, oğlu
tarafından Hüsrev katl olunmuştur.
Oğlu, onun
tahtına şâh olup oturmuştur.)
Onlar dönüp,
Târân'a verdiler bunu haber.
Dediler ki: (O
şahıs herhâlde bir Peygamber.)
Târân dedi:
(Var mıydı muhâfızı, bekçisi?)
Dediler: (Hayır
yoktu bunların hiçbirisi.)
Târân dedi:
(Öyleyse, o, hakîkî Nebîdir.
İnandım ki
Hüdânın en son Peygamberidir.)
Kisrânın
oğlundan da mektup geldi o zaman.
Diyordu ki: (Kisrâyı
katleyledim ey Târân!
Sebepsiz
zulmederdi zîrâ o milletine.
Halkı
bulaştırırdı tefrika illetine.
Sana emrim
şudur ki, bana bîat edesin.
Hicâzdaki
Nebî'ye taarruz etmiyesin.)
Kisrânın
mektûbunu okuyunca bu Târân,
"Şehâdet"i
getirip, îmâna geldi o an.
|