|
37
- SÂLİM MEVLÂ EBÛ
HUZEYFE
(Radıyallahü Anh)
CANIM FEDÂ OLSUN!
Eshâbı
kirâmdandı, hâfız idi kendisi.
Çok güzel
okuyordu, güzel ve hoştu sesi.
Bedir, Uhud,
Hendekte ve diğer gazâlarda,
Bulunup,
kahramânlık göstermişti ard arda.
Yemâme’den
çıkınca Müseylemet-ül kezzâb,
Ona karşı,
savaşa gitmişti cümle eshâb.
Hem de, o
taşıyordu islâmın sancağını.
Korkmadan
tehlikeye atıyordu canını.
Dediler ki:
(Ey Sâlim, dikkat eyle şu yana.
Saldırır zîrâ
küffâr sancağı taşıyana.)
Buyurdu ki: (Bu
hizmet, ne şereftir Sâlim’e.
Bir değil,
yüzbin canım fedâ olsun Rabbime.)
Atını
mahmuzlayıp, sancağı yükselterek,
Daldı düşman
içine “Allah Allâh!” diyerek.
Bir yandan,
sancağını kaldırıp havalara,
Bir yandan
da, kılıçla vuruyordu küffâra.
Müşrikler,
özellikle kollardı onu ancak,
Zîrâ onun
elinde bulunurdu bu sancak.
Ve nihâyet "Sâlim"e
saldırıya geçtiler.
Sancak tutan
kolunu, kılıç vurup kestiler.
“Allâh!”
diye bağırdı bu kılıç darbesiyle.
İnledi harp
meydanı onun “Allah” sesiyle.
Derhâl öbür
koluna alarak sancağını,
Küffârın
ortasına sürdü yine atını.
Düşmanların
gâyesi yerine gelmemişti.
Zîrâ o,
sancağını yere düşürmemişti.
Onu düşürmek
için, ettiler hayli gayret.
İkinci kolunu
da kestiler en nihâyet.
Her iki kolu
dahî kesilmişken, bu kere,
Yine islâm
sancağı düşmemişti yerlere.
Zîrâ o,
vücûduyla ve kesik kollariyle,
Sımsıkı
sarılmıştı sancağa kuvvetiyle.
Bu durum,
kâfirleri düşündürdü derinden.
Zîrâ
bırakmıyordu sancağını elinden.
Bu hınçla
birleşerek, saldırdılar hep ona.
Hayli kılıç
vurdular mübârek vücûduna.
Lâkin
şaşılacak şey, ayaktaydı o hâlâ.
Ona, başka
bir kuvvet vermişti Hak teâlâ.
İndikçe o
kılıçlar koluna, bacağına,
Daha çok
yapışırdı o "İslâm sancağı"na.
Sanki ona
vurulan kılıç darbeleriyle,
Kuvveti
artıyordu Allah’ın hikmetiyle.
Ne zaman ki
gâziler, yetişerek geriden,
Aldılar o
sancağı mübâreğin elinden,
O zaman düştü
"Sâlim" toprağın üzerine.
Çünkü teslîm
etmişti emâneti yerine.
Vücûdunda
vardı ki öyle kılıç izleri,
Sanki hiç
kalmamıştı kesilmedik bir yeri.
|