|
29 - SELMÂN-I FÂRİSÎ
(Radıyallahü Anh)
SON PEYGAMBER GELİYOR
Bu yeni
hıristiyân âlimi sevdim gâyet.
Zîrâ dünyâ
malına vermezdi ehemmiyet.
Dünyâdan "Âhiret"e
döndürmüştü yüzünü.
Tâatle
geçirirdi gece ve gündüzünü.
Bir gün ona
dedim ki: (Ey kıymetli efendim!
Yıllardır
yanınızda bulunup hizmet ettim.
Lâkin bir gün
gelir de, siz vefât ederseniz,
Bana, hangi
âlimi tavsiye edersiniz?)
Dedi ki: (Ey
evlâdım, Şam'da yok öyle bir zât.
Musul'daki
âlime tâbi ol gidip bizzât.)
O vefât
ettiğinde, vardım "Musul" iline.
O âlimi
bularak, koyuldum hizmetine.
O da, evvelki
gibi çok zâhid idi, fakat,
Onun da ömrü
bitip, eyledi bir gün vefât.
Ona dahî
ölmeden arz edince hâlimi,
Söyledi "Nusaybin"de
bulunan bir âlimi.
Musul'dan
ayrılarak, ulaştım Nusaybin'e.
O âlimi
bularak, katıldım hizmetine.
Çok derin
âlim olup, zâhid idi begâyet.
Onun dahî
vefâtı yakın oldu nihâyet.
Dedim ki: (Ey
efendim, siz vefât ederseniz,
Beni, hangi
âlime acep gönderirsiniz?)
Dedi: (Amûriye'de
bir âlim var ki evlât,
Hıristiyân
dîninde çok azdır böyle zevât.)
O vefât
ettiğinde, gittim "Amûriye"ye.
Ki, o âlim,
Rabbimi tanıtsın bana diye.
O âlimi
bularak, yıllarca ettim hizmet.
Onun dahî
vefâtı yaklaştı en nihâyet.
Dedim ki:
(Göçerseniz siz de ebediyyete,
Kime
gönderirsiniz bu fakîri hizmete?)
Dedi ki
(Buralarda yok öyle âlim bir zât
"Âhir
zaman Nebîsi" yakında gelir fakat.
Arap'tan
çıkacaktır o Peygamber Vallahi.
Onu
müjdelemiştir Îsâ Peygamber dahî.
Alâmeti şudur
ki, O, kavminin şerrinden,
Hurması bol
bir yere, hicret eder şehrinden.
Sadaka almaz
ama, kabûl eder hediye.
Sırtında bir
ben vardır, "Mühr-ü Nübüvvet" diye.)
Çok hoşuma
gitmişti o âlimin sözleri.
O günden çok
sevmiştim dediği "Peygamber"i.
Artık Arap
iline gitmeyi istiyordum.
O Resûle
yetişip, îmân etsem diyordum.
Bu arzular
içinde günler geçti aradan.
Duydum: "Arap
iline gidecekmiş bir kervan."
Bir hayli mal
vererek o kervan sâhibine,
Dedim ki: (Beni
dahî götür Arap iline.)
Kabûl edip,
beni de kâfileye aldılar.
Sonra ihânet
edip, "Köle" diye sattılar.
|