|
26 - ENES BİN MÂLİK
(Radıyallahü Anh)
HERKESE AYNI MUÂMELE
"Enes bin
Mâlik" der ki: (Ol Hüdânın Habîbi,
Yoktu güzel
ahlâkta bir kimse, Onun gibi.
"Alçak
gönüllü", yâni mütevâzı idi pek.
Kendi
hizmetçisiyle oturup yerdi yemek.
Pazardan öte
beri alarak kendi yine,
Torba içine
koyup, götürürdü evine.
Her kimle
karşılaşsa Resûl aleyhisselâm,
Ondan önce
davranıp, verirdi kendi selâm.
Hayvanına ot
verir, bağlardı devesini.
Koyununu
sağar ve süpürürdü evini.
Kölenin
efendiyle, beyazın da siyahla,
Resûlullah
indinde bir farkı yoktu aslâ.
Her kim
olursa olsun, yemeye etse dâvet,
Ayırım
yapmaksızın, ederdi hep icâbet.
Severdi her
insana iyilik eylemeyi.
Herkes ile,
her zaman geçinirdi hep iyi.
Hep "Güler
yüzlü" idi Resûl aleyhisselâm.
Ve lâkin hiç
gülmezdi söylerken kendi kelâm.
Dâimâ "Üzüntülü"
görünse de o Server,
Ve lâkin
çatık kaşlı değildi hiçbir sefer.
Gâyet "Heybetli"
idi yine Fahr-i kâinât.
Korku hâsıl
etse de, kaba değildi fakat.
Yine O, "Cömert"
olup, yapıyordu çok ihsân.
Ama isrâf
edici değildi hiçbir zaman.
Dâim mübârek
başı, önüne eğikti az.
Lâkin
ihtiyâcını kimseye etmezdi arz.)
"Enes bin
Mâlik" der ki: (Bir defâ “Üf” demedi.
“Bunun
niçin yapmadın?” diye hitâb etmedi.
En güzel
huylusuydu insanların O zîrâ.
Beni, bir gün
bir yere göndermişti bir ara.
“Vallahi
gitmem!” dedim, gidecektim velâkin.
Dışarı çıktım
hemen, emrini yapmak için.
Çocuklar, o
sokakta oynuyordu o zaman.
Yanlarından
geçerken, arkama baktım bir an.
Gördüm ki,
Resûlullah arkadan geliyordu.
Ve hattâ bana
bakıp, tebessüm ediyordu.
Seslendi ki:
“Yâ Enes, hemen gidiyor musun?”
Dedim: “Evet,
yoluna şu canım fedâ olsun!”)
Ebû Hüreyre
der ki: (Bir harpte, kâfirlere,
Bedduâ
etmesini söyledik o Server’e.
Cevâben
buyurdu ki o Hâtem-ül Enbiyâ:
(Ben, lânet
etmek için gelmedim bu dünyâya.
Bilâkis
insanların, hem dünyâ, hem âhiret,
Seâdetleri
için gönderildim ben elbet.)
Nitekim
buyurur ki kitâbında Rabbimiz:
(Seni, rahmet
olarak gönderdik âleme biz.)
Yer ve gök,
Arş ve Kürsî, kâinâtın cümlesi,
Hep Onun
şerefine yaratılmıştır hepsi.
|