|
25 - EBÛ EYYÛB-İ ENSÂRÎ
(Radıyallahü Anh)
İSTANBUL’UN MÂNEVÎ FÂTİHİ
O hazret-i
Hâlid ki, “Mihmândâr”dı Resûle.
Çok yüksek
dereceye vardı bu hizmetiyle.
Bedir, Uhud
ve sâir herbirinde harplerin,
Önünde
savaşmıştı, Hazret-i Peygamberin.
Gâyetle “Cömert”
olup, her ne geçse eline,
Dağıtırdı
hepsini şehrin fakîrlerine.
Allahın
Sevgilisi, göçünce bu dünyâdan,
Herkes gibi
ona da, bu dünyâ oldu zindan.
Nihâyet
İstanbul’u fethetmek gâyesiyle,
Hazırlanan
orduya katıldı bin zevk ile.
Resûl'ün,
fetih için verdiği o müjdeyi,
Kalbinin
derûnunda saklıyordu sır gibi.
Bu sefere
katılmak, tek arzusuydu onun.
Yaşlı hâline
rağmen, içindeydi ordunun.
Gelip bu ordu
ile İstanbul önlerine,
Bir “Delikanlı”
gibi savaştı o da yine.
O, ihlâs ve
aşk ile küffâra saldırırken,
Hastalanıp,
yatağa düşüverdi âniden.
Yine hasta
hâliyle, harbi tâkib ederek,
İsterdi
iyileşip, savaşa devâm etmek.
Velâkin
anlayınca eceli geldiğini,
Hemen
yakınlarına, yaptı vasiyyetini.
Buyurdu ki:
(Sonuna geldi bu fânî ömrüm,
Öyle
anlıyorum ki, ben bu yerde ölürüm.
Her nerede
ölürsem, defnetmeyin o yere.
Beni, mümkün
mertebe iletin içerlere.
Ordunun
ulaştığı en ileri noktaya,
Götürüp,
cenâzemi defnediniz oraya.)
Sonra teslîm
eyledi o mübârek rûhunu.
Ordunun en
önüne defnetti eshâb onu.
İstanbul’un
"mânevî fâtihi"dir ki bu zât,
Bu şehri,
asırlarca nûrlandırmıştır bizzât.
Vaktâ
ki "Fâtih Sultân", İstanbul’u, ilerde,
Allahın
yardımıyla fethettiği günlerde,
"Akşemseddin"e
gelip, dâhil oldu huzûra.
Dedi: (Hâlid
bin Zeyd’in yakındır kabri sûr’a.
Fetih için
çarpışıp, şehîd olmuş o zaman.
İsterim,
kabir yeri bulunup olsun ayân.)
O dahî, şu
andaki kabrin olduğu yeri,
Gösterip,
buyurdu ki: (Sultânım, geceleri,
Şu semtte,
bir noktaya nûr iner, keşfederim.
O mübâreğin
kabri, ordadır zannederim.)
Geldiler şu
andaki türbenin mahâlline.
Bir müddet
murâkabe eyliyerek Rabbine,
Bir "Nokta”yı
gösterip, dedi: (Kazın bu yeri.
Görürsünüz
altında yazılı bir mermeri.)
İşâret ettiği
yer, kazıldı derhâl o gün.
Bulundu nûrlu
kabri, “Mihmândâr-ı Resûl”ün.
|