|
22 - DIHYE-İ KELBÎ
(Radıyallahü Anh)
DIHYE ZANNETTİLER
Bu zât,
ticâret için giderdi seferlere.
Her dönüşte,
muhakkak uğrardı o "Server"e.
Kıymetli
hediyeler ile hem geliyordu.
Zîrâ "Resûlullah"ı
pek fazla seviyordu.
"Hasan"
ve "Hüseyin"i dahî çok sevdiğinden,
Bu bâbta
onları da unutmazdı kat'iyyen.
Cebrâil, her
ne zaman gelseydi Peygambere,
“Dıhye”nin
sûretinde gelirdi çoğu kere.
Yine onun
şeklinde "Cibrîl-i emîn" bir gün,
Gelmiş,
oturuyordu huzûrunda Resûl'ün.
Henüz küçük
idiler "Hasan" ve "Hüseyin" de.
O gün
oynuyorlardı mescidin bir yerinde.
Lâkin onlar,
birazdan Cebrâil-i emîni,
Görünce,
zannettiler “Dıhye”nin geldiğini.
Buna çok
sevinerek, son verdiler oyuna.
Ve koşup
oturdular "Cibrîl"in kucağına.
“Acabâ ne
hediye getirdi?” diye onlar,
Ellerini,
Cibrîl’in cebine uzattılar.
Zîrâ
görürlerdi ki önceden hep “Dıhye”yi,
Cebinden
çıkararak, verirdi hediyeyi.
Ve lâkin
mahcûb oldu Cebrâil, Peygambere,
Zîrâ
getirmemişti onlara bir hediye.
Mahzûn
etmemek için "Hasan" ve "Hüseyin"i,
Oracıktan,
Cennete uzattı bir elini.
Bir salkım "Üzüm"
alıp, verdi onu birine.
Sonra bir "Nar"
koparıp, uzattı diğerine.
İşleri
görülünce, o mübârek çocuklar,
Kalkıp, neş'e
içinde yerlerine koştular.
Hasan “Üzüm”
almıştı, Hüseyin ise “Nar”ı.
Lâkin henüz
yemeden onlar bu meyvaları,
Mescidin
kapısında göründü bir ihtiyar.
Hâlinden,
fakîrliği belli idi âşikâr.
Onlara
seslendi ki: (Ben fakîr ve muhtâcım.
Günlerdir bir
lokmacık yemedim, hayli açım.
Yürüyecek
gücüm yok açlığımın yüzünden.
Bana dahî
veriniz o nar ile üzümden.)
Yüksek
yaratılışlı o pırlanta çocuklar,
Bir anda,
yerlerinden ok gibi fırladılar.
Meyveleri
fakîre vereceklerdi ki tam,
Îkâz etti
onları Cibrîl aleyhisselâm:
(Vermeyin
sakın ona, o üzümle o narı.
Siz fakîr
zannettiniz zîrâ o ihtiyarı.
Hâlbuki o "Şeytân"dır,
girmiş insan şekline.
Sizleri, hîle
ile acındırdı kendine.
O, kavuşmak
istiyor o "Üzüm"le, o "Nar"a.
Lâkin Cennet
meyvası haramdır şeytânlara.)
Çocuklar, bu
îkâzla vermeyip döndü geri.
"Şeytân"
dahî bir anda terk eyledi o yeri.
|