|
21 - CÂFER-İ TAYYÂR
(Radıyallahü Anh)
ONLAR ŞEHÎD OLDULAR
Mücâhidler
"Mûte"de, savaş yaptıkları an,
Resûlullah,
mescidde bulunurdu o zaman.
Huzûruna
çağırdı cümle eshâbını da.
Lâkin çok
üzüntülü hâli vardı o anda.
Eshâbtan
bir tânesi, dedi: (Yâ Resûlallah!
Canımız,
herşeyimiz fedâdır sana Vallah.
Üzgün
görünürsünüz, acabâ sebep nedir?
Size bakıp,
biz dahî oluruz müteessir.)
Peygamber-i
zîşânın mübârek gözlerinden,
Gözyaşları
akarak, buyurdu ki cevâben:
(Beni üzen,
eshâbın şehîd olmalarıdır.
Zîrâ şu an
Mûte’de, şiddetli bir harp vardır.)
O an harp
meydanını, gözleriyle görerek,
Eshâbına,
herşeyi anlattı şöyle tek tek.
(Ey eshâbım,
önce “Zeyd” sancağı aldı ele.
Lâkin şehîd
edildi düşman mızraklariyle.
“Câfer bin
ebî Tâlip” sancağı aldı ondan.
Düşman
ordularına saldırdı hiç durmadan.
Çarpışıp
şehîd oldu o dahî en nihâyet.
Ona da nasîb
oldu bu devlet ve seâdet.
Yâkuttan iki
kanat Rabbimiz verdi ona.
O, dilediği
zaman uçmaktadır her yana.
Ondan sonra
sancağı, “İbni Revâha” aldı.
Yalın kılıç
düşmanın ortalarına daldı.
Çarpışıp
şehîd oldu o da nihâyetinde.
Cennette
oturuyor altın taht üzerinde.)
Mübârek
gözlerinden yaşlar boşanıyordu.
Gözyaşları
içinde sonra şöyle buyurdu:
(Abdullah
bin Revâha, vaktâ ki oldu şehîd,
İslâmın
sancağını aldı Hâlid bin Velîd.
Yâ Rabbî,
Hâlid senin kılıcındır ki elbet,
Düşmanın
karşısında, Hâlid’e sen yardım et.)
Resûlullah
bunları, sahâbe-i güzîne,
Anlatıp,
geldi sonra "Câfer"in hânesine.
Hanımı Esmâ
Hâtun, o gün çocuklarını,
Yıkayıp,
giydirmiş ve tarardı saçlarını.
Peygamber
Efendimiz, şehîd olan Câfer’in,
Yetîm
çocuklarını görmek istedi ilkin.
Buyurdu ki: (Ey
Esmâ, Câfer’in çocukları,
Nerededir,
sen şimdi bana getir onları.)
Getirince
kokladı, öpüp bastı bağrına.
Mübârek
gözyaşları aktı yanaklarına.
Esmâ Hâtun
sordu ki: (Yâ Resûlallah, niçin,
Onlara, yetîm
gibi muâmele edersin?
Yoksa beyim
Câfer’e ve arkadaşlarına,
Bir hâl mi
vukû buldu, söyleyin lütfen bana.)
O hâtuna
cevâbı, şöyle oldu Resûl'ün:
(Evet,
şehîd oldular yâ Esmâ onlar bugün.)
|