|
21 - CÂFER-İ TAYYÂR
(Radıyallahü Anh)
O, ALLAHIN RESÛLÜDÜR
“Câfer”
hazretlerini dinleyince Necâşî,
Daha açık
olarak idrâk etti bu işi.
Dedi ki:
(Sen Allahın gönderdiği bir âyet,
Biliyorsan,
bana da eyle onu tilâvet.)
Ona, hazret-i
Câfer “Peki” deyip cevâben,
Başladı
okumaya “Ankebût” sûresinden.
"Necâşî",
dinleyince başladı ağlamaya.
Ve hattâ
gözlerinden başladı yaş akmaya.
Dedi:
(Bu kelimeler, ne güzel, ne doğrudur.
Ve bu, aynı
kaynaktan fışkıran tek bir nûr'dur.
Hazret-i Îsâ
ile Mûsâ’ya da, muhakkak,
Aynı bu
kelâmlardan gönderde cenâb-ı Hak.)
Sonra o
elçilere dönerek dedi ki: (Siz,
Nasıl
geldiniz ise, aynen geri gidiniz.
Vallahi ben
bunları size teslîm edemem.
Haklarında
bir zerre kötülük düşünemem.)
Necâşî'nin
yanından çıktılar o elçiler.
Ertesi gün,
tekrardan izin alıp girdiler.
Dalkavukluk
ederek, dediler: (Ey hükümdâr!
Onlar, Îsâ
hakkında çok kötü söylüyorlar.
Onları,
huzûruna tekrardan çağırarak,
Ne
düşündüklerini öğreniver sorarak.)
Mü’minler,
huzûruna girince Necâşî’nin,
Sordu: (Siz
ne dersiniz Hazret-i Îsâ için?)
Câfer bin ebî
Tâlip, dedi: (Peygamberimiz,
Bize nasıl
dediyse, aynısını söyleriz.
O, Allahın
kulu ve Resûlü'dür elbette.
Bunu, Allah
böylece bildiriyor âyette.)
Necâşî bu
cevâbı beğenip, kabûl edip,
Hemen yerden
eline, bir "Çöp" aldı eğilip.
Dedi: (Ben
şimdi size söylerim ki Vallahi,
Aynen böyle
söylüyor "Hazret-i Îsâ" dahî.
Îsâ Nebî’nin
sözü, aynıdır sizinkiyle.
Arada, şu "Çöp"
kadar ayrılık yoktur bile.
Sizleri ve
yanından geldiğiniz o zâtı,
Tebrîk ederim
ki O, söylüyor hakîkati.
İnandım ki o
kişi, Resûlü'dür Allahın.
"İncîl"de
de yazılı geleceği o zâtın.
Vallahi
buralarda olsaydı eğer o zât,
Gidip,
ayaklarını yıkardım Onun bizzât.
Gidiniz, şu
ülkemin el değmemiş yerinde,
Yaşayınız
huzûr ve bir emniyet içinde.
Verseler
dağlar kadar bana altın ve para,
Yine sizden
birini, uğratmam bir zarara.)
Kureyş
elçilerinden gelen hediyeleri,
(İhtiyâcım
yok) deyip, hepsini verdi geri.
Elçiler,
me'yûs hâlde melikin huzûrundan,
Elleri boş
olarak ayrıldılar o zaman.
|