|
18 - ABDULLAH BİN MES'ÛD
(Radıyallahü Anh)
GÖRÜLMEMİŞ HAKÂRET
Resûlullah,
bi’setin evvelki yıllarında,
Bir gün namâz
kılarken Beytullahın yanında,
Kureyş
kâfirlerinin ileri gelenleri,
Gidip, Kâbe
yanında oturdular her biri.
Bir "Deve
işkembesi" gördüler o arada.
Bir gün önce
kesilmiş, duruyordu orada.
O alçak Ebû
Cehil, dedi ki: (Arkadaşlar!
Bakın, şu
ilerde bir deve işkembesi var.
İçinizden
hanginiz onu alıp eline,
Koyar, O
secdedeyken sırtının üzerine?)
Onların en
zâlimi ve en bedbahtı olan,
"Ukbe bin
ebî Muayt" ayağa kalktı o an.
(Ben
yaparım!) diyerek, aldı o işkembeyi.
O an,
Resûlullah da yapıyordu secdeyi.
Yavaş yavaş
yaklaşıp Allahın Resûlü'ne,
Koydu o
işkembeyi omuzları üstüne.
Müşrikler,
katılarak çok fazla gülüştüler.
Öyle ki,
birbirleri üzerine düştüler.
Allahın
Sevgilisi üzüldü fevkalâde.
Secdeyi
uzatarak, biraz kaldı o hâlde.
"Abdullah
ibni Mes’ûd" vardı ki sahâbeden,
O da, bu
hâdiseyi görmüş idi ilerden.
O şöyle
anlatır ki: Ben onu gördüğüm an,
Öyle çok
üzüldüm ki, beynime sıçradı kan.
Lâkin ben
kimsesizdim, çok da zaîf idim hem.
Ve beni
koruyacak yoktu kavmim, kabîlem.
Yardım
edemediğim için üzülüyordum.
Çâresizlik
içinde, kıvranıp duruyordum.
Bir şey
yapamamanın ezikliği içinde,
Yanıp
kavruluyordum nedâmet ateşinde.
O an kızı "Fâtıma",
seğirtip geldi hemen.
Alıp attı o
şeyi Resûl'ün üzerinden.
Âlemlerin
Sultânı, o Allahın Habîbi,
Doğruldu o
secdeden bir şey olmamış gibi.
Sonra
buyurdular ki çok üzülüp bu hâle:
(Yâ
Rabbî, ben bunları sana ettim havâle!)
Hattâ o
kâfirlerin, sayıp tek tek ismini,
Ona havâle
etti o küffârın hepsini.
Onlar, bu
bedduâyı işitip çok korktular.
Ve hattâ o
korkudan gülmeyi unuttular.
Çünkü
bilirlerdi ki, Beytullahta yapılan,
Hele Onun
duâsı, kabûl olurdu o an.
O gün
Resûlullahın, ismini söylediği,
"Ebû Cehil"
ve öbür kâfirlerin herbiri,
"Bedir"de
öldürülüp, yerlere serildiler.
Ve sıcakta
kokuşup, leş hâline geldiler.
Daha sonra o
leşler, hepsi ardı ardına,
Sürüklenip
atıldı Bedir çukurlarına.
|