|
13 - ÂSIM BİN SÂBİT
(Radıyallahü Anh)
DUÂSI KABÛL OLDU
Resûl’ün
huzûruna gelen elçi heyeti,
Dediler ki: (Biz
artık seçtik islâmiyyeti.
Ve lâkin
islâmiyyet, nedir, hiç bilmiyoruz.
Bize muallim
gönder, çok ricâ ediyoruz.)
Eshâbtan
“On kişi”yi ayırarak o Server,
Gönderdi bu
iş için, o heyetle berâber.
Eshâb, hâlis
niyetle giderlerken, nihâyet,
Kâfirler pusu
kurup, eylediler ihânet.
Onlar “Reci’
suyu”nun yanındaki bir dağda,
Gizlenmek
gâyesiyle bulundukları anda,
Âniden “Üçyüz”
kâfir peydâ olup o zaman,
O dağın
etrâfını sardılar dört bir yandan.
Önce
seslendiler ki: (Gelip teslîm olunuz!
Aksi hâlde
bilin ki, ölüm olur sonunuz.)
“Âsım bin
Sâbit” ise, hiç de aldırmıyarak,
Önce bir ok
fırlattı, buna cevap olarak.
“Yedi ok”u
var idi, atıp peşi peşine,
Gönderdi
yedisini Cehennem ateşine.
Peşinden,
mızrağını havaya kaldırarak,
Öldürdü bir
çoğunu, şiddetle fırlatarak.
Sonra da,
kılıcını çekip kırdı kınını.
Saldırıp,
kâfirlerden öldürdü bir kısmını.
Uğraşırdı
küffâr da, onu öldürmek için.
Zîrâ “Yüz
deve” vardı akabinde bu işin.
Çünkü onun
başını getirecek kimseye,
“Yüz deve”
vâdetmişti müşriklerden bir kimse.
Hazret-i Âsım
ise, duâ etti ki hemen:
(Yâ
Rabbî, vücûdumu hıfz et bu kâfirlerden.
Ben, senin
rızân için sâhip çıktım dînime.
Sen dahî
dokundurma, onları bedenime.)
İhânete
uğrayan bu on mes'ûd sahâbî,
Kılıçları
sıyırıp, dövüştü arslan gibi.
Sonunda
yedisine nasîb oldu şehâdet.
“Âsım bin
Sâbit” dahî şehîd oldu nihâyet.
Kâfirler,
öldüğünü görünce bu kişinin,
Koşuştular
yanına, “Başını kesmek” için.
Lâkin bir şey
oldu ki gözlerinin önünde,
Hiç biri,
böyle birşey görmemişti ömründe.
Gönderdi Hak
teâlâ bir “Arı sürüsü”nü.
Bulut gibi
örttüler, cesedinin üstünü.
Arılardan,
yanına hiç yanaşamadılar.
Bu sebeple
başını kesip alamadılar.
Sonunda
dediler ki: (Akşamı bekliyelim.
Arılar
dağılsın da, öyle gelip keselim.)
Lâkin akşam
olunca, “Sel” gelip birden bire,
Mübârek
bedenini, götürdü başka yere.
Çok
aradılarsa da o dağın her yerini,
Aslâ
bulamadılar mübârek bedenini.
|