|
13 - ÂSIM BİN SÂBİT
(Radıyallahü Anh)
KÂFİRLERİN İHÂNETİ
Sahâbe-i
kirâmın meşhur okçularından,
Olan "Âsım
bin Sâbit", Uhud harbinde, bir an,
İki ok
fırlatmıştı, iki müşrik kardeşe.
İkisi de
düşerek, ölmüş idi peş peşe.
Bunların
anneleri “Sülâfe binti Sa'd”,
Bu sebeple “Âsım”a
düşman oldu o sâat.
Bunun
intikâmıyla, yanardı için için.
Ve hemen bir
vaatte bulundu bunun için.
Dedi: (Onun
başını kim getirirse bana,
Yüz deve
vereceğim karşılığında ona.)
Güç
yetiremeyince müslümânlara mertce,
Birtakım
hîlelere başvurdular nâmertce.
Hemen
aralarından, birkaçı toplanarak,
Medîne'ye
gittiler, güyâ elçi olarak.
Resûl’ün
huzûruna çıkıp böyle hâince,
Dediler ki: (Müslümân
olduk biz kabîlece.
Lâkin
islâmiyyeti iyi bilemiyoruz.
Bu yeni
dînimizi, öğrenmek istiyoruz.
Lâzım olan
şeyleri öğretmek için bize,
Bir gurup
muallimler gönder kabîlemize.)
O an
Resûlullah da, Mekke'deki Kureyşin,
Hâlini tetkîk
edip araştırması için,
Vazîfe vermiş
idi, “On” kadar sahâbîye.
"Küffâr, harp
hazırlığı içindeler mi?" diye.
Lihyanoğullarının gelince bu heyeti,
Gönderdi
onlar ile, bu hazır kâfileyi.
Buyurdu ki: (O
yere gidip tetkîk ediniz.
Bu haber
doğru ise, gelip haber veriniz.)
Onlar, bu
heyet ile yollara koyuldular.
Bir sabah, “Reci”
denen, su yanında oldular.
Gündüzleri
gizlenip, gece yol alırlardı.
Zîrâ hep
oralarda “Düşman kavimler” vardı.
Yine
gizlenmek için oradan ayrıldılar.
Yakındaki bir
dağın üzerine vardılar.
O elçi
heyetinden bir tânesi, tam o an,
Gitti bir
bahâneyle ayrılıp yanlarından.
Lihyanoğullarına gidip hemen o ara,
Gizlendikleri
yeri, haber verdi onlara.
Onlar da
bekliyordu zâten böyle bir haber.
Silâhlanıp, o
yere gittiler hep berâber.
Kâfirler, tam
“İkiyüz” kişilik bir kuvvetle,
Kuşattılar o
dağı, hîle ve ihânetle.
“Âsım bin
Sâbit” ile birlikte o on eshâb,
Aldatıldıklarını anladılar der akab.
Onlarla
çarpışmaya, verdiler hemen karar.
Kılıçları
çıkarıp, kınlarını kırdılar.
Sayıları "on"
olan bu seçkin sahâbîler,
Arslan
kesiliverdi, o anda hepsi birer.
|