ŞİİRLERLE MENKIBELER

ESHÂB-I KİRAM

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

12 - BİLÂL-İ HABEŞÎ (Radıyallahü Anh)

NE İÇİN OYNUYORSUN?

 

Ahmet Mekkî Efendi” buyurdu ki: (Aman hâ!

Sakın gaflet edip de, girmeyin bir günâha.

 

Her işi, dîne uygun yapın ki siz muhakkak,

Zîrâ hesap soracak her işten cenâb-ı Hak.)

 

Bir gün de buyurdu ki: (Âlimleri eğer biz,

Tanımamış olsaydık, ne olurdu hâlimiz?

 

Onların kitâbını okumak sûretiyle,

İslâmın ahkâmını, öğrendik bilvesîle.

 

Ayırdık bu sâyede hakkı, bâtıl olandan.

Dünyâda büyük nîmet, var mıdır daha bundan?

 

Küfür”den kurtardılar bizleri o kitaplar.

Yoksa sonsuz azâba olacaktık giriftâr.

 

Âlimler buyurdu ki: "Eğer mü'min kimseler,

Cennette verilecek nîmetleri bilseler,

 

Yâni amellerine karşılık, Rabbimizin,

Vereceği nîmeti, etseler biraz tahmîn,

 

O an, kendilerini unuturlar neş’eden.

Sokakta oynarlardı, hiç bir şey düşünmeden.”

 

Nitekim sahâbeden, "Bilâl-i Habeşî" de,

Oynamaya başladı, bir gün mescit içinde.

 

“Hazret-i Ömer” görüp, buyurdu ki: (Yâ Bilâl!

Hiç mescidin içinde oynanır mı, ne bu hâl?)

 

O ise oynamaya yine devâm ederek,

Ve Resûl-i zîşânı işâret eyliyerek,

 

Buyurdu ki: (Mescidin sâhibi oradadır.

Bana mâni olmaya, sırf Onun hakkı vardır.)

 

Hazret-i Ömer Fârûk şaşırdı buna daha.

Hemen gidip arz etti bunu Resûlullah'a.

 

Çağırdı Resûlullah “Bilâl-i Habeşî”yi.

Ve suâl eyleyince kendisinden bu şeyi,

 

Dedi: (Yâ Resûlallah, neş'eden oynuyorum.

Rabbime, bir şey için teşekkür ediyorum.)

 

Çünkü Allah, herşeyi sana ihsân eyledi.

Velâkin bir şey var ki, onu sana vermedi.)

 

(O nedir?) buyurunca, dedi ki: (Hidâyettir.

İnsanların kalbine, îmân nûru vermektir.

 

Bu, elinde olsaydı, ederdi herkes îmân.

Hep müslümân olurdu bilcümle Arabistân.

 

Hem önce, “Akrabân”ı getirirdin îmâna.

Onlardan, sıra bile gelmezdi belki bana.

 

Senin akrabâların seni inkâr ederken,

Ben sana îmân ettim, bir Habeşî köleyken.

 

Senin vâsıtan ile inandım, seni sevdim.

Bu “Habeşli Bilâl”e bahşetti bunu Rabbim.

 

Bu, O’nun ihsânıdır, şükür elhamdülillah.

Bu yüzden oynuyorum işte yâ Resûlallah.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan