|
12 - BİLÂL-İ HABEŞÎ
(Radıyallahü Anh)
İLK EZÂN
Mü'minleri
câmi'e, namâza dâvet için,
Belirli bir
usûl ve işâret yoktu ilkin.
"Essalâtü
Câmi'a!" yalnız deniliyordu.
Bunu duyan
mü'minler, namâza geliyordu.
Peygamber
Efendimiz, eshâbıyla bu kere,
Bu husûsu
görüşüp, eyledi istişâre.
Kimisi "Çan
çalalım" dedi ise de, fakat,
Kabûl
buyurmadılar bunu Fahr-i kâinât.
Buyurdu:
(Hıristiyan âdetidir bu yalnız.
Hiç münâsib
değildir onlar gibi yapmamız.)
Kimi "Boru
çalalım" diye teklîf ettiler.
Buyurdu ki: (Onu
da, çalıyor yehûdîler.)
Kimi "Ateş
yakmayı" Resûl'e teklîf etti.
Buyurdu ki: (Ateş
de, mecûsîler âdeti.)
Bir kaçına,
rüyâda öğretildi bu "Ezân".
Arz ettiler,
beğenip kabûl etti o zaman.
“Bilâl-i
Habeşî”yi çağırıp huzûruna,
Ezân
okumasını, vazîfe verdi ona.
Var idi ki
çok gür ve pek tesirli bir sesi,
Ezâna
başlayınca, ağlatırdı herkesi.
Resûlullah
mescitte, eşine rastlanmıyan,
Sohbet
buyururlardı eshâba çoğu zaman.
Rabbinin
bahşettiği feyz-ü bereketleri,
Eshâbının
kalbine akıtırdı ekserî.
Bu “Sohbet”
şerefine nâil olunca onlar,
Yüksek
derecelere, bir anda kavuştular.
Sohbet
bereketiyle, cümle eshâbı güzîn,
Canlarını
verdiler, Resûl-i zîşân için.
Öyle çok
sevdiler ki hem de birbirlerini,
Canından
fazla sevdi birisi diğerini.
Öyle
olmuşlardı ki onlar bu muhabbette,
Methetti Hak
teâlâ onları çok âyette.
Resûl’ün
huzûrunda, dikkat ederlerdi hep.
Hiç hareket
etmeden, dururlardı pür edeb.
Kuşlar, “Ağaç”
zannedip, konardı üstlerine.
Onlarda
kımıldama olmazdı aslâ yine.
Peygamberlerden sonra, böylece hepsi onlar,
Mahlûkâtın
efdali, en üstünü oldular.
Hepsinin
derecesi, oldu yüksek ve âlâ.
Meth-ü
senâ eyledi onları Hak teâlâ.
Meâlen
buyurdu ki: (İlk îmân edenlerden,
Muhâcir ve
ensâr'ın önce gelenlerinden,
Ve bu
yoldakilerden râzıdır cenâb-ı Hak.
Onlar dahî
Allah'tan râzıdırlar muhakkak.
Cennetler
hazırladı Allah bu kimselere.
Yârın huzûr
içinde, girerler bu yerlere.
Bu Cennetler
altından, nehirler akmaktadır.
Bunlar. o
Cennetlerde sonsuz kalacaklardır.)
|