|
12 - BİLÂL-İ HABEŞÎ
(Radıyallahü Anh)
"ALLAH
BİRDİR" DİYORDU
Resûlullah,
dînini âşikâre olarak,
Teblîğe
başlayınca, kâfirler toplanarak,
Buna mâni
olmaya sa'y-ü gayret ettiler.
Olmayınca,
eziyet etmeye kastettiler.
Fazla
yapamazlardı Resûl’e ezâ, cefâ.
Lâkin
kimsesizlere yaparlardı çok defâ.
Biri de "Bilâl"
idi bu zaif mü'minlerin.
Kölesiydi "Ümeyye"
adında bir kâfirin.
Oniki
kölesinden, bunun tavrı ve hâli,
Hoşuna
gittiğinden, çok severdi “Bilâl”i.
Puthâneye
nöbetçi yapmıştı onu hem de.
Lâkin îmân
etmişti “Bilâl” de o günlerde.
Orada, gizli
gizli ibâdet ediyordu.
Putları da
yatırıp, secde ettiriyordu.
Ümeyye
bunu duyup, çıkıştı ki Bilâl'e:
(Sen de mi
îmân ettin, çok şaşırdım bu hâle.)
Ümeyye
kâfirine dedi ki o da hemen:
(Evet,
gerçek mâbûda ibâdet ederim ben.)
“Bilâl”in
cevâbından, gadaplandı Ümeyye.
Başladı
insâfsızca ezâ, cefâ etmeye.
Tam öğle
sıcağında, onu, çıplak olarak,
Kumların
üzerine sırt üstü yatırarak,
Derdi ki: (Muhammed'in
Allah'ını inkâr et!
Bizim
putlarımıza, yap sâdece ibâdet.)
“Bilâl”, bu
cefâları çekerdi de rûz-ü şeb,
Yine de, (Birdir
Allah! birdir Allah!) derdi hep.
Bâzan da
soyundurur, diken üstünde onu,
Sürütüp,
parça parça ederdi vücûdunu.
Buna dahî
sabredip, dönmez idi dîninden,
(Allah
birdir!) sözünü, düşürmezdi dilinden.
Ümeyye
kâfiriyse, görüp bir gün bu hâli,
Yatırdı
kızgın kuma, hiddet ile “Bilâl”i.
Çıkıp
dizleriyle de, bastırdı sînesine.
Öyle ki,
halel geldi bir müddet nefesine.
Kıpırdamaya
bile kalmayınca mecâli,
Bırakıp gitti
artık "Öldü" diye “Bilâl”i.
Kendisine
gelince, etti ki hemen suâl:
(Şimdi
Lât ve Uzzâ'ya inandın mı ey Bilâl?)
Son derece
hâlsizdi, çıkmıyordu nefesi.
Ve hattâ
bitkinlikten, çıkmıyordu hiç sesi.
Parmağını
kaldırıp, işâret eyliyerek,
Söyledi
îmânını (Allah birdir!) diyerek.
Hazret-i
Bilâl der ki: (Ümeyye, çok defâlar,
Gece, beni
bağlayıp, ederdi çok cefâlar.
Yine sıcak
bir günde, gelip beni alarak,
Yatırdı
kızgın kuma, hem de çıplak olarak.
Göğsümün
üzerine "Taş" koydu ağırından.
O anda
bayılmışım taşın ağırlığından.)
|