|
11 - HAZRET-İ HÜSEYİN
(Radıyallahü Anh)
YÜZÜ ÇOK
NÛRLU İDİ
Her sabah
namâzını kıldırınca o Server,
Yüzünü,
eshâbına döndürürdü her sefer.
Eshâb Onu
görünce, nûrlanırdı kalpleri.
Hemen
unuturlardı, üzüntü ve dertleri.
Yine sabah
namâzı kılınmıştı ki bir gün,
Dönmesini
bekledi, sahâbe o Resûl’ün.
Ve lâkin
Resûlullah, eshâbına dönmeden,
“Hazret-i
Alî” ile, çıktı bir şey demeden.
Önce
anlamadılar niçin gittiklerini.
Bir miktar
beklediler dönüp gelmelerini.
Resûlullah,
hazret-i Alî ile berâber,
“Hazret-i
Fâtıma”nın hânesine gittiler.
Buyurdu ki: (Yâ
Alî, ben gireyim içeri.
Sen kapıda
bekle de, girmesin başka biri.)
Zîrâ yeni
doğmuştu torunları “Hüseyin”.
Melekler,
gurup gurup gelirdi tebrîk için.
Allah'ın
Sevgilisi geriye dönmeyince,
Mescitteki
eshâbı, merak sardı iyice.
Hazret-i “Ebû
Bekir”, sonra “Ömer” ve “Osmân”,
Geldiler aynı
eve, cümle eshâb birazdan.
Resûl’den
izin alıp, hep içeri girdiler.
Ve “hazret-i
Alî”yi tek tek tebrîk ettiler.
Teşekkür
ediyordu eshâba o da hemen.
Çok sevinçli
olduğu, belli idi yüzünden.
İkinci
torunları dünyâya gelmiş idi.
Bu yüzden o
Server de be gâyet sevinçliydi.
Ve o gün, “Hüseyin”i
alarak kucağına,
Ezân ve
ikâmeti okudu kulağına.
Sonra da
seslendi ki: (Ey Hüseyin, bil ki sen,
Cennet
çocuklarının seyyidisin şimdiden.)
O Server çok
severdi “hazret-i Hüseyin”i,
Söylerdi ara
ara onu çok sevdiğini.
Oturttu bir
gün onu, sağ dizi üzerine.
Oğlu “İbrâhîm”i
de, aldı sol dizlerine.
O anda geldi
Cibrîl, dedi: (Yâ Resûlallah!
Bunlardan
birisini alacak senden Allah.
Lâkin sana
bıraktı bu işin seçimini.
Senin arzuna
göre, alacak birisini.)
Buyurdu ki: (Hüseyin
vefât ederse eğer,
Alî ve Fâtıma
da, buna çok üzülürler.
Ama oğlum
İbrâhîm vefât ederse şâyet,
Onlardan daha
fazla, ben yanarım nihâyet.)
Allah'ın
Sevgilisi böyle istediğinden,
Üç gün sonra
“İbrâhîm” vefât etti âniden.
Hazret-i “Hüseyin”in,
çok nûr vardı yüzünde.
Etrâf
aydınlanırdı, gece yürüdüğünde.
Yaya,
yirmibeş defâ hac yaptı Medîne'den.
Her kişi
binse dahî, o binmezdi kat'iyyen.
|