|
10 - HAZRET-İ HASAN
(Radıyallahü Anh)
BENİ ONA KAVUŞTUR!
“Alî bin
ebî Tâlip” henüz vefât etmeden,
Hasan ve
Hüseyine vasiyyet etti hemen.
Vaktâ
ki göç eyledi âhiret âlemine,
Vasiyyeti,
ayniyle getirildi yerine.
Oğulları
geriye dönerken kabristandan,
Bir fakîr
gördüler ki, ediyor âh-ü figân.
Şaşırdılar
fakîrin bu acıklı hâline.
Niçin
ağladığını sordular kendisine.
Dedi ki: (Ey
azîzler, garibim, üzüntüm çok.
Lâkin bu
üzüntümü paylaşacak kimse yok.)
Dediler ki:
(Ey kişi, bu zamana kadarki,
Üzüntünü,
kiminle paylaşıyordun peki?)
Dedi ki: (Bir
senedir, bir kimse geliyordu.
Bütün
ihtiyâcımı, o îfâ ediyordu.
Ve lâkin iki
gündür gelmedi bana o zât.
Üzüntüm işte
budur, kimseler bilmez fakat.)
Dediler: (O
dediğin kimsenin ismi neydi?)
Dedi ki: (Bilmiyorum,
ben sordum, söylemedi.
Derdi: “Ben,
Allah için yaparım sana yardım.
Mükâfâtını
ise, verir bana Allahım.”)
Fakîre
sordular ki yine Hasan Hüseyin:
(Şemâili
nasıldı dediğin o kimsenin?)
Dedi ki: (Ben
âmâyım, bu yüzden bilmem onu.
Bilirim fakat
onun çok yüksek olduğunu.
Zîrâ o, devâm
üzre Rabbini anıyordu.
Zikrine,
melekler de iştirak ediyordu.
Bunu ben,
hislerimle anlıyordum âşikâr.
Ona tâzim
ederdi, bu kapı ve duvarlar.
Çok zaman
benim ile berâber durduğuna,
Memnun
olduğunu da söylerdi hattâ bana.
Derdi ki: “Fakîr
olan, fakîrlerle oturur.
Garip de
gariplerle oturup râhat olur".)
O böyle
başlayınca, bunları anlatmaya,
Hasan ile
Hüseyin başladı ağlamaya.
Ve (Senin
bahsettiğin ahlâk ve alâmetler,
Aliyyül
mürtezâ’da aynen vardır)
dediler.
Fakîr
heyecanlanıp, dedi ki: (Öyle ise,
Onu
tanıyorsunuz, ne oldu o kimseye?)
Vefât
eylediğini söyledikleri zaman,
O fakîr,
ağlıyarak eyledi âh-ü figân.
Dedi: (Resûlullahın
yüksek hâtırı için,
Beni, kabri
başına götürün o kişinin.)
Onlar, çok
acıyarak o fakîrin hâline,
Alıp,
babalarının götürdüler kabrine.
Fakîr, mezâr
başında dedi ki: (Yâ ilâhî!
Bu kabir
sâhibine kavuştur beni dahî.)
Kabûl etti
Rabbimiz onun bu arzusunu.
Onun kabri
başında, teslîm etti rûhunu.
|