|
09 - ABBÂS BİN
ABDÜLMUTTALİP
(Radıyallahü Anh)
EBÛ SÜFYÂNIN ÎMÂNI
Allah'ın
Resûlü'yle, oniki bin müslümân,
Mekkenin
fethi için, oldular yola revân.
Medîneden
çıkalı, dört gün olmuş idi tam.
Mekkenin
sınırına yaklaştılar bir akşam.
Orası, "Merrüzzehrân"
denilen bir yer idi.
Resûl’ün emri
ile, orda mola verildi.
Ve vazîfe
verdi ki “hazret-i Ömer”e de,
(Her kişi,
ayrı ayrı ateş yaksın bu yerde.)
Bir anda, "Onikibin"
ateş yanınca birden,
Aydınlığa
boğuldu Mekke şehri âniden.
Hiç bir
şeyden haberi olmayan Kureyşliler,
Ateşleri
görünce, bir telâşa düştüler.
Yanına iki
kişi alarak “Ebû Süfyân”,
Gizli gizli
oraya yaklaştılar o zaman.
Ve islâm
ordusuna doğru ilerledikçe,
Hayret ve
dehşetleri artıyordu iyice.
Resûlullah,
eshâba buyurdu ki o zaman:
(Bize
doğru geliyor şu anda Ebû Süfyân.)
Gidip
"Hazret-i Abbâs", rastladı yolda ona.
Ve Resûl-i
zîşân'ın getirdi huzûruna.
Ebû Süfyân, "Abbâs"a
merakla etti suâl.
Dedi: (Anlıyamadım,
yâ Abbâs nedir bu hâl?)
O da cevap
verdi ve dedi: (Yâ Ebâ Süfyân!
Yemîn
ediyorum ki, hâliniz oldu yaman.
Zîrâ Resûl-i
ekrem geliyor üstünüze.
Vây Kureyş'in
hâline, vây sizin hâlinize!)
Az sonra Ebû
Süfyân, hem de yanındakiler,
Korku ile
Resûl’ün huzûruna geldiler.
Resûlullah,
onları çok iyi karşıladı.
Mekkeliler
hakkında onlardan bilgi aldı.
Geç vakitlere
kadar konuşup, en nihâyet,
Onları, tatlı
dille “İslâm”a etti dâvet.
Lâkin îmân
etmedi o zaman Ebû Süfyân.
Zîrâ
tereddütleri vardı hâlâ o zaman.
Resûlullah o
sabah, bakıp Ebû Süfyân'a,
Dedi: (Yâ
Ebâ Süfyân, yazıklar olsun sana.
Allah'tan
başka ilâh olmadığını bilmek,
Zamanı, senin
için gelmedi hâlâ demek.)
Ebû Süfyân
utanıp, arz eyledi ki Ona:
(Anam, babam,
herşeyim fedâ olsun yoluna.
Yumuşak
huylulukta, şeref ve meziyyette,
Bir tânesin,
akrabâ hakkını gözetmekte.
Bu kadar
işkence ve cefâdan sonra dahî,
Sen, hâlâ
hidâyete çağırırsın bizleri.
Ne güzel
huylusun ve ne kerem sâhibisin.
İnandım ki,
Allah'ın sen Hak Peygamberisin.
Evet,
Allahtan gayri ilâh yok hakîkaten.
Şu putlardan,
bir fayda olmadı bize zâten.)
|