|
09 - ABBÂS BİN
ABDÜLMUTTALİP
(Radıyallahü Anh)
O ALTINLAR NE OLDU?
Resûlullah, “Bedir”den
zaferle döndüğünde,
Pay etti
esîrleri eshâbına o günde.
Esîrler
hakkında bir vahiy olmadığından,
İstişâre
eyledi, eshâbiyle o zaman.
Müşâvere
sonunda, verdi ki şöyle karar:
“Fidye
karşılığında onları bırakalar.”
Sonra, her
bir esîrin mal varlığına göre,
Verecekleri “Fidye”,
tesbît oldu bu kere.
Esîrler
arasında ve lâkin o Resûl’ün,
Amcası "Abbâs"
dahî bulunuyordu o gün.
Buyurdu ki:
(Yâ Abbâs, kendin ile Ukayl'in,
Fidyesini öde
ki, iyidir senin hâlin.)
Dedi ki: (Yâ
Muhammed, ben mü'minim bir kere.
Kureyş, beni
zor ile getirdiler Bedir'e.)
Buyurdu:
(Allah bilir îmân eylediğini.
Doğruysa, Hak
teâlâ verir onun ecrini.
Ve lâkin
görünüşte, aleyhimizdesin sen.
Kurtuluş
fidyesini vermelisin bu yüzden.)
Dedi ki: (Yâ
Muhammed, hiç malım yok ki benim.
İstediğin
fidyeyi, ben nereden vereyim?
Evet,
sekizyüz dirhem, elimde vardı yalnız.
Ganîmet malı
diye, onu da siz aldınız.)
Buyurdu ki: (Yâ
Abbâs, bana böyle diyorsun.
Peki, o
altınları niçin söylemiyorsun?)
"Abbâs",
hayret içinde dedi: (Hangi altınlar?)
Peygamber
Efendimiz buyurdular ki tekrar:
(Hani sen
ayrılırken Mekke'den Bedir için,
Hanımın Ümmü
Fadl'a onları vermiş idin.
O zaman,
yanınızda kimse yoktu odada.
Altınları
verirken, dedin ki o arada:
"Bu seferde,
başıma ne gelecek bilemem.
Bir felâket
olur da, geriye dönemezsem,
Şu kadarı
senindir, şu kadarı da Fadl'ın.
Bunlar da
Ubeydullah, Kusem ve Abdullah'ın.”
İşte, ona
verdiğin o altınlar ne oldu?)
Diye suâl
edince, "Abbâs" ın rengi soldu.
Dedi ki: (Yâ
Muhammed, yemîn ederim ki ben,
O gün, o
altınları hanımıma verirken,
Yanımızda hiç
kimse yok idi aslâ o gün.
Sen bunları
nereden ve nasıl biliyorsun?)
(Hak teâlâ
bildirdi) deyince Resûlullah,
Dedi ki:
(Öyle ise, hak Peygambersin vallah.
Şehâdet
ederim ki, Allah'ın Resûlü'sün.)
Ve “Şehâdet”
getirip, müslümân oldu o gün.
Resûlullah,
Mekke'de vazîfe verdi ona,
Göz kulak
olacaktı mü'minlere orada.
Hem de olup
biteni hemen öğrenecekti.
Ondan,
Resûlullah'ı haberdâr edecekti.
|