ŞİİRLERLE MENKIBELER

ESHÂB-I KİRAM

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

07 - SA'D BİN EBÎ VAKKÂS (Radıyallahü Anh)

GÜNÂH İŞLEMEYİN

 

Hazret-i Ömer Fârûk, Îrân’ı fetheylemek,

Husûsunda istekli ve kararlı idi pek.

 

Müşâvere eyleyip şerefli eshâbiyle,

Topladı askerini hemen bu maksat ile.

 

Sa’d bin ebî Vakkâs” hazretlerini dahî,

Başkumandân yaparak, gönderdi gâzileri.

 

Bu "Yirmibin" mücâhid, Îrân’a yaklaştılar.

Kisrâ’nın ordusuyla sonra karşılaştılar.

 

Kisrâ, elçi gönderip Sa’d hazretlerine,

Sordu ki: (Gelmenizin acabâ sebebi ne?)

 

Cevâben buyurdu ki: (Biz, Hakkın askeriyiz.

Sizi, islâm dînine dâvet için gelmişiz.

 

Ya bunu kabûl eder, olursunuz müslümân,

Yâhut da harp ederiz, başka şık yoktur şu an.)

 

Elçi, işbu teklîfi iletince Kisrâ’ya,

Savaşı tercîh edip, başladı hazırlığa.

 

Dedi: (İslâm ordusu “Yirmi bin” kişi ancak.

Bizse “Yüzbin” kişiyiz, ne var bunda korkacak?)

 

Nihâyet harp başlayıp, devâm etti durmadan.

Öyle şiddetlendi ki, oldu etrâf toz duman.

 

Lâkin düşman içinde, o gün bir kimse vardı.

Bu kuvvetli bahadır, “Rüstem bin Mihribân”dı.

 

İri cüsseli olup, savaşırdı pek şedît.

Karşısında gâziler, düşerdi bir bir şehîd.

 

İslâm ordusunda da var idi ki bir kişi,

Bir hatâsı yüzünden, saf dışı edilmişti.

 

Zîrâ hazret-i Ömer, Sa’d hazretlerine,

Mektup yazmış idi ki: (Dikkat et askerine.

 

Varsa günâh işliyen bir askerin, bir erin,

Onun savaşmasına verme ruhsat ve izin.

 

Zîrâ bir toplulukta, işlerse biri günâh,

Bu sebepten o kavmi, muvaffak etmez Allah.

 

Düşmandan aslâ korkma, yâ Sa’d bin ebî Vakkâs!

Sen, günâh işlemekten ve Allahtan kork esas.

 

Siz de günâh işleyip, isyânkâr olursanız,

Kisrânın ordusundan kalır mı bir farkınız?)

 

Velhâsıl o hapis er, bulunduğu çadırdan,

Muhârebe yerini seyrediyordu her an.

 

O Rüstem kâfirini görüp üzülüyordu.

O yerden, için için ona diş biliyordu.

 

Birine ricâ edip, çözdürdü ellerini.

Ve aldı komutanın savaş âletlerini.

 

Fırlayıp, bindi hemen yine onun atına.

Çıktı nâra atarak Rüstem’in karşısına.

 

Hamle edip, düşürdü onu at üzerinden.

Ayırdı bir vuruşta başını gövdesinden.

 

Sonra, acele ile çadıra döndü yine.

O zinciri, tekrardan geçirdi ellerine.

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan