|
07 - SA'D BİN EBÎ VAKKÂS
(Radıyallahü Anh)
GÜNÂH İŞLEMEYİN
Hazret-i Ömer
Fârûk, Îrân’ı fetheylemek,
Husûsunda
istekli ve kararlı idi pek.
Müşâvere
eyleyip şerefli eshâbiyle,
Topladı
askerini hemen bu maksat ile.
“Sa’d bin
ebî Vakkâs” hazretlerini dahî,
Başkumandân
yaparak, gönderdi gâzileri.
Bu "Yirmibin"
mücâhid, Îrân’a yaklaştılar.
Kisrâ’nın
ordusuyla sonra karşılaştılar.
Kisrâ, elçi
gönderip Sa’d hazretlerine,
Sordu ki:
(Gelmenizin acabâ sebebi ne?)
Cevâben
buyurdu ki: (Biz, Hakkın askeriyiz.
Sizi, islâm
dînine dâvet için gelmişiz.
Ya bunu kabûl
eder, olursunuz müslümân,
Yâhut da harp
ederiz, başka şık yoktur şu an.)
Elçi, işbu
teklîfi iletince Kisrâ’ya,
Savaşı tercîh
edip, başladı hazırlığa.
Dedi: (İslâm
ordusu “Yirmi bin” kişi ancak.
Bizse
“Yüzbin” kişiyiz, ne var bunda korkacak?)
Nihâyet harp
başlayıp, devâm etti durmadan.
Öyle
şiddetlendi ki, oldu etrâf toz duman.
Lâkin düşman
içinde, o gün bir kimse vardı.
Bu kuvvetli
bahadır, “Rüstem bin Mihribân”dı.
İri cüsseli
olup, savaşırdı pek şedît.
Karşısında
gâziler, düşerdi bir bir şehîd.
İslâm
ordusunda da var idi ki bir kişi,
Bir hatâsı
yüzünden, saf dışı edilmişti.
Zîrâ hazret-i
Ömer, Sa’d hazretlerine,
Mektup yazmış
idi ki: (Dikkat et askerine.
Varsa günâh
işliyen bir askerin, bir erin,
Onun
savaşmasına verme ruhsat ve izin.
Zîrâ bir
toplulukta, işlerse biri günâh,
Bu sebepten o
kavmi, muvaffak etmez Allah.
Düşmandan
aslâ korkma, yâ Sa’d bin ebî Vakkâs!
Sen, günâh
işlemekten ve Allahtan kork esas.
Siz de günâh
işleyip, isyânkâr olursanız,
Kisrânın
ordusundan kalır mı bir farkınız?)
Velhâsıl o
hapis er, bulunduğu çadırdan,
Muhârebe
yerini seyrediyordu her an.
O Rüstem
kâfirini görüp üzülüyordu.
O yerden,
için için ona diş biliyordu.
Birine ricâ
edip, çözdürdü ellerini.
Ve aldı
komutanın savaş âletlerini.
Fırlayıp,
bindi hemen yine onun atına.
Çıktı nâra
atarak Rüstem’in karşısına.
Hamle edip,
düşürdü onu at üzerinden.
Ayırdı
bir vuruşta başını gövdesinden.
Sonra, acele
ile çadıra döndü yine.
O zinciri,
tekrardan geçirdi ellerine.
|