|
05 - ZÜBEYR BİN AVVÂM
(Radıyallahü Anh)
GÖRÜLMEMİŞ KAHRAMANLIK
“Bedir”
günü, küffârın sancaktârıyken “Umeyr”,
Esîr
edildiğinde, çok üzüldü kâfirler.
“Ebû Cehil”,
Kureyş'e vermek için cesâret,
Şiirler
söylüyor ve ediyordu çok gayret.
(İşte bu
günler için doğurdu beni anam!)
Diyerek,
gençler gibi ederdi cenge devâm.
Hem “Ubeyde
bin Sâbit” kâfiri de o ara,
Durmadan
saldırırdı, o gün müslümânlara.
Atının
üzerinde, meydanda dönüyordu.
(Ben büyük
karınlıyım!) diye öğünüyordu.
Bu, "Zübeyr
bin Avvâm"la karşılaştı bir ara.
Baştan ayağa
kadar, bürünmüştü zırhlara.
Gözlerinden
başka da görünmezdi bir yeri.
Gördü âni
olarak o “hazret-i Zübeyr”i.
Fakat kâfir,
heybetli, hem de kuvvetliydi pek.
O gün meydan
okurdu, at üstünde dönerek.
Aldı “hazret-i
Zübeyr” mızrağını eline.
Nişân alıp
sapladı, kâfirin tam gözüne.
Sonra gidip,
güçlükle çıkardı mızrağını.
Gönderdi
Cehenneme o habîsin canını.
O kadar
kahramânlık gösterdi ki, sonunda,
Yara almadık
yeri kalmadı vücûdunda.
“Uhud”
harbinde dahî, hazret-i Talha, Zübeyr,
Allah arslanı
Alî ve Mus'ab ibni Umeyr,
Geçilmez
birer kale olmuşlardı her biri.
İslâmı
yüceltmekti yegâne gâyeleri
Peygamber-i
zîşân da, çarpışıyordu bizzât.
Hücûm üstüne
hücûm yapıyordu her sâat.
Ve hattâ
Resûlullah, safların en önünde,
Düşmanla, tek
başına çarpışırdı o günde.
Küffârın
tek gâyesi vardı ki Uhud günü,
O da, “Öldürmek
idi Allah'ın Resûlü'nü”.
Onu korumak
için, eshâb da o aralık,
Görülmemiş
şekilde yaptılar fedâkârlık.
"Halka"
teşkil ettiler Resûl’ün etrâfında.
Karşılık
verirlerdi her hücûma ânında.
Ona gelen ok,
kılıç ve mızraklara, her an,
Bizzât
vücûtlarıyla oldular birer "kalkan".
Ona gelmesin
diye en ufacık bir zarar,
Hep Onun
etrâfında oldular Et’ten "duvar".
Çoğu, Onun
önünde, ok ve kılıç yiyerek,
Tek tek şehîd
düştüler, tâkatları biterek.
"Zübeyr
bin Avvâm" idi onlardan birisi de.
Allah için
ölmekti onun tek gâyesi de.
“Uhud”
günü, öyle çok yaptı ki kahramânlık,
Kalmadı
vücûdunda bir yer, yara almadık.
Mücâhidler,
onun bu gayretini görünce,
Her biri,
birer “Arslan” kesildiler hemence.
|