|
05 - ZÜBEYR BİN AVVÂM
(Radıyallahü Anh)
UZUN
BOYLU BİR YİĞİT
“Uhud”da,
gönülleri îmânla dolu olan,
Bu yolda
şehîd olmak arzusu ile yanan,
Mü'minler,
yerlerinde hiç duramıyorlardı.
Hücûma geçmek
için emir bekliyorlardı.
İyice
yaklaşmıştı ordular birbirine.
Ve herkeste
heyecân, varmıştı son haddine.
Bir tarafta,
Allah'ın dînini yaymak için,
Ve bu yola
baş koymuş bir avuç mücâhidîn.
Öbür yanda,
islâmı yok etmek arzulayan,
Kâfir gürûhu
vardı, îmândan mahrûm olan.
Yok idi
mü'minlerde fazla silâh, teçhîzât.
Çoğunda
bulunmazdı ne bir zırh, ne de bir at.
Üstlerinde
bir gömlek, bir kılıç ellerinde.
Ama "Îmân"
ve "İhlâs" vardı gönüllerinde.
Kâfir ordusu
ise, mü'minlerin dört katı,
Olup, her
birisinin vardı zırhı ve atı.
Ama mahrûm
idiler o "îmân"dan mâlesef.
Bu yüzden
savaşlarda, oldular bir bir telef.
Ordular
birbirine yaklaşmıştı ki, birden,
Develi biri
çıkıp yürüdü müşriklerden.
Vücûdu,
tamâmiyle zırhla örtülüydü hep,
Seslenip,
karşısına bir yiğit etti talep.
Dedi ki: (Kendisine
güvenen varsa eğer,
Benimle
çarpışmaya, karşıma çıksın o er!)
Devenin
üzerinde, dönüp dört bir tarafa,
O gün bu
talebini tekrar etti üç defâ.
O böyle
seslenince, mü'minlerin safından,
Uzun boylu
bir yiğit, ileri çıktı o an.
"Zübeyr
bin Avvâm" idi bu mübârek sahâbî.
Kâfirin
üzerine yürüdü aslan gibi.
Kâfir, develi
olup, zırhlı idi ayrıca.
Onunsa, kılıç
vardı bir elinde yalnızca.
Kâfirin
karşısına, gitti yaya olarak.
Onu
öldürmeliydi bir yolunu bularak.
Sıçrayıp
çıktı hemen devesinin ardına.
Ve sımsıkı
sarıldı ardından boğazına.
Çetin bir
mücâdele başlamıştı o sâat.
Seslendi
Resûlullah: (Onu tut, aşağı at!)
Resûl’ün emri
ile, deveden attı onu.
Ve üstüne
çökerek, kesiverdi boynunu.
Eshâb bunu
görünce, sevinip hamdettiler.
Ve “Tekbîr”
sesleriyle gökleri inlettiler.
Yine “Tebük”
harbinde, tam “Otuzbin” mücâhid,
“Seniyyetül
vedâ”dan yola çıktı o vakit,
Kumandân
olarak da ordu başında bizzât,
O gün,
bulunuyordu o Server-i kâinât.
İslâm
sancaklarını, Resûlullah bu kere
Teslîm etti "Zübeyr"le,
hazret-i “Ebû Bekr”e.
|