|
04 - ÂİŞE-İ SIDDÎKA
(Radıyallahü Anhâ)
ODA AYDINLANDI
“Âişe
vâlidemiz” anlatır ki şöylece:
Kandilimizin
yağı kalmamıştı bir gece.
Resûlullah, o
akşam geldiğinde mescitten,
Işık
olmadığını arz ettim Ona hemen.
Buyurdu: (Yâ
Âişe, bir ışık ister misin,
Ki, ona yağ
ve fitil aslâ îcâb etmesin?)
Dedim: (Yâ
Resûlallah, isterim, o nerde var?)
O zaman bana
bakıp, tebessüm buyurdular.
O anda "Nûr"
saçıldı dişleri arasından.
Aydınlandı
hânemiz o nûrun ziyâsından.
Öyle ki, o
ışıkta bâzımız ip eğirdik.
Bâzımız da
iğneyle oturup dikiş diktik.)
Yine
Resûlullah'ın o mübârek cemâli,
Nûrluydu
ondördüncü bir “Dolunay” misâli.
“Hazret-i
Âişe”nin evine geldi bir gün.
Bakıp güldü
Âişe yüzüne o Resûl’ün.
Ne için
güldüğünü suâl etti o Server.
Âişe
vâlidemiz îzâh etti bu sefer.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, bu gün, bir elbiseyi,
Dikerken,
düşürmüştüm elimdeki “İğne”yi.
Çok aradım
ise de, bulamamıştım yine.
Sen içeri
girince, bulundu şimdi iğne.
Öyle
aydınlandı ki nûrundan zîrâ evim,
“İğne”yi,
râhatlıkla gördüm ve alıverdim.)
Bunları arz
edince Âişe vâlidemiz,
Ağlamaya
başladı Peygamber Efendimiz.
Sebebi
sorulunca, buyurdu ki o zaman:
(Yâ
Âişe, mahşeri hâtırladım ben şu an.
Şöyle ki,
ümmetimden o gün bâzı kimseler,
Benim bu
cemâlimi hiç göremiyecekler.
İşte o
ümmetimin hâlini hâtırladım.
Onların
durumuna üzülüp de ağladım.)
Yine
Peygamberimiz, son hastalık ânında,
“Hazret-i
Fâtıma”yı çağırdı huzûruna.
Sînesine
çekerek, birşeyler dedi önce.
Ağlamaya
başladı o bunu öğrenince.
Az sonra, bir
şey daha söyleyince o Server,
Ağlamayı
bırakıp, gülüverdi bu sefer.
“Âişe
vâlidemiz” görüp onun hâlini,
Merak edip,
hemence sordu şu suâlini:
(Yâ
Fâtıma, şaşırdım, taaccüb eyledim pek.
Olur mu bir
arada hem ağlamak, hem gülmek?)
Dedi: (Babam
ilk önce, vefât edeceğini,
Söyleyince,
üzülüp ağlama tuttu beni.
Sonra da
buyurdu ki: “Ağlama yâ Fâtıma!
Ehl-i beytten
ilk önce, sen gelirsin yanıma.”
Bu müjde
haberini duyunca kendisinden,
Bıraktım
ağlamayı ve güldüm sevincimden.)
|