|
04 - ÂİŞE-İ SIDDÎKA
(Radıyallahü Anhâ)
RESÛLULLAH FERAHLADI
“Hazret-i
Âişe”den nakledilir ki yine:
Üzerime
atılan iftirâ üzerine,
Derhâl
müsâdesini alarak o Server’in,
Evine geldim
hemen, babam Ebû Bekir'in.
Bu
dedikoduları hiç hazmedemiyordum.
Anneme
anlatınca, bana dedi: (Ey yavrum!
Bir kadın ki,
güzeldir ve zevci onu sever,
Böyle olan
kadına, söylerler böyle sözler.)
Ancak hiç bir
şekilde tesellî bulmuyordum.
“Bana nasıl
iftirâ atarlar ki?” diyordum.
“Acep
Resûlullah da duydu mu bu sözleri?
Babamın da
bunlardan oldu mu ki haberi?”
Diye düşünür
iken, ağladım o arada.
Kur'ân okuyor
idi babam öbür odada.
Ağladığımı
duyup, sordu gelip annemden.
Öğrenince, o
dahî ağladı kederinden.
Dedi:
(Ey kızcağızım, sabredelim biz yine.
Belki vahiy
gönderir Rabbimiz Habîbine.)
Ancak hiç bir
şekilde olmuyordum tesellî.
Zîrâ bu
hâdiseye üzülmüştüm bir hayli.
Devamlı
ağlamaktan, ağrıdı gece başım.
Tâ ki sabaha
kadar hiç dinmedi gözyaşım.)
O esnâda
evinde, Allah'ın Peygamberi,
“Ömer
ibnil Hattâb”a anlatıp bu şeyleri,
Buyurdu ki: (Yâ
Ömer, ne diyorsun buna sen?)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, bilirim ki yakînen,
Bunlar,
münâfıkların uydurduğu yalandır.
Sakın
inanmayınız, kâmilen iftirâdır.
Zîrâ Cenâb-ı
Allah, "Pislik bulaşır" diye,
Mübârek
bedenine kondurmaz sinek bile.
Seni, bu az
pislikten koruyan cenâb-ı Hak,
Ehl-i beytini
dahî bundan korur muhakkak.)
Dinledi
Resûlullah onu bu meselede.
“Osmân
ibni Affân”ı çağırdı bu sefer de.
Halk içinde
dolaşan iftirâ sözlerini,
Söyleyip,
suâl etti onun dahî fikrini.
O da arz
eyledi ki: (Muhakkak ki bu sözler,
Yalan ve
iftirâdır, vermeyin aslâ değer.
Allah, senin
gölgeni düşürmez ki zemîne,
Nâ
mübârek bir kişi basmasın üzerine.
Korurken Hak
teâlâ az bir şeyden gölgeni,
Daha büyük
pislikten korumaz mı zevceni?)
Başka bir
sahâbî de, dedi: (Yâ Resûlallah!
Bunlar,
münâfıkların uydurmasıdır vallah.
Tamâmen
iftirâdır, îtibâr etmeyiniz.
Zîrâ biz
sahâbîler, hep aynı fikirdeyiz.)
Bu sözler,
huzûr verdi o Server'in kalbine.
Kalkıp,
teşrîf eyledi Ebû Bekr'in evine.
|