|
04 - ÂİŞE-İ SIDDÎKA
(Radıyallahü Anhâ)
YÂ ÂİŞE, SEN DE BAK!
Yine “hazret-i
Osmân” işitmişti ki bir gün:
Hiç yiyecek
kalmamış hânesinde Resûl'ün.
“Selmân-ı
Fârisî”den duydu o bu haberi.
O an mescitte
idi Allah'ın Peygamberi.
"Ne için
daha önce haber vermedin?" diye,
Bir sitemde
bulundu “Selmân-ı Fârisî”ye.
Koştu sonra
anbara, hiç vakit geçirmeden.
Semizce bir “Koyun”u,
önüne kattı hemen.
Sırtlayıp hem
çuvalla bir miktar "Bal" ve "Un"u,
Tuttu
Resûlullah'ın hânesinin yolunu.
Gelip çaldı
kapıyı, açıldı kapı hemen.
“Hazret-i
Âişe”ye söyledi şöyle aynen:
(Yâ Âişe, arz
edin Allah'ın Habîbine.
Pay etmesin
bunları diğer zevcelerine.
Zîrâ ben,
onlara da gönderdim aynı bundan.
Bir adet “Koyun”
ile, bu kadar “Bal” ve “Un”dan.)
“Âişe-i
Sıddîka” çok teşekkür ederek,
Gelen o un ve
et’ten pişirdi ekmek, yemek.
Eve teşrîf
edince ins ve cin Peygamberi,
Gördü ve çok
sevindi ekmek ve yemekleri.
Hemence suâl
etti hazret-i Âişe'ye:
(Bu un ile
et ve bal, nereden geldi?) diye.
“Âişe-i
Sıddîka” arz etti ki o zaman:
(Bunların
tamâmını getirdi bize Osmân.)
Resûlullah,
buna da begâyet sevindiler.
Diğer
zevcelere de pay etmek istediler.
Mü'minlerin
annesi, Âişe vâlidemiz,
Dedi: (Yâ
Resûlallah, hiç pay eylemeyiniz.
Zîrâ o, bu
husûsta dedi ki yine bana:
“Pay etmesin
bunları diğer hanımlarına.
Zîrâ bu
getirdiğim şeylerden aynı miktar,
Onlara da
gönderdim, pay etmeyin siz tekrar”.)
Allah'ın
Sevgilisi, sevindi buna dahî.
Ellerini
açarak dedi ki: (Yâ ilâhî!
Geçmiş veya
gelecek, gizli ve açık olsun,
Bütün
günâhlarını affeyle sen de Onun.)
“Âişe-i
Sıddîka” buyurur yine bir gün:
Yalnız
oturuyorduk hânesinde Resûl’ün.
Habeşler
oynuyor ve seyrediyor idi halk.
O Server
buyurdu ki: (Yâ Âişe, sen de bak!)
Çenemi, o
Resûl’ün dayayıp omuzuna,
Baktım
Habeşîlerin bir müddet oyununa.
O sırada “hazret-i
Ömer” geldi âniden.
Halk seyiri
bırakıp, dağıldılar hep birden.
Halkın
dağılmasına, ben dahî şâhid oldum.
Ve bunun
hikmetini, Resûlullah'a sordum.
Buyurdu: (Yâ
Âişe, görürüm ki âşikâr,
İns
ve cin şeytânları Ömer'den kaçıyorlar.)
|