|
04 - ÂİŞE-İ SIDDÎKA
(Radıyallahü Anhâ)
KOR GİBİ
YANIYORDU
Yirmisekiz
Safer’de, o Server-i enbiyâ,
Yakalandı
âniden şiddetli bir sıtmaya.
Ateşi, gün
geçtikçe daha yükseliyordu.
Hastalığın
şiddeti ziyâdeleşiyordu.
Lâkin
ağrılarının azaldığı bir gece,
Yatağından
kalkarak, giyindiler hemence.
Onu öyle
görünce Âişe vâlidemiz,
Dedi: (Yâ
Resûlallah, nereye gidersiniz?)
Buyurdu: (Yâ
Âişe, emir aldım Rabbimden.
Bakî
kabristânına gideceğim şimdi ben.
Gidip, o
kabristânda yatanlara, bu gece,
İstiğfâr
edeceğim bu emir gereğince.)
“Ebû Râfi”i
dahî alaraktan yanına,
Çıkıp gitti
hemence, Bakî kabristânına.
Orada uzun
uzun duâda bulundular.
Onların affı
için Allah'a yalvardılar.
Sonra
buyurdular ki: (Rabbim beni, şu anda,
Seçmekte
serbest kıldı, iki şey arasında.
Bütün
nîmetleriyle dünyâ ile âhiret,
Arz edilip
dendi ki, “Birisini tercîh et”.
Allahü
teâlâya vâsıl olmak için ben,
“Âhiret”
nîmetini seçtim bu ikisinden.)
Sonra mescide
gelip, buyurdu: (Ey eshâbım!
Sizi, “Kevser
havuzu” başında karşılarım.
En önce ben
varırım Allah'ın izni ile.
Buluşma
mahâllimiz, orasıdır sizinle.
Siz, "islâmdan
ayrılır ve müşrik olursunuz",
Diye hiç
korkmuyorum, buna emîn olunuz.
Ve lâkin bir
husûsta korkuyorum ki yine,
Yârın
kapılırsınız “Dünyâ nîmetleri”ne.
Bu yüzden
kıskanarak birbirlerinizi siz,
Ve hattâ bu
sebepten, öldürebilirsiniz.)
Sonra
ağırlaşınca hastalığı Resûl’ün,
“Hazret-i
Âişe”nin evine geldi o gün.
Harâreti, git
gide ziyâdeleşiyordu.
Yatakta, hep
bu yüzden yer değiştiriyordu.
"Ebû Saîd-i
Hudrî" anlatıyor ki hattâ:
Ziyârete
gitmiştim Server-i kâinâta.
Sıtmanın
sıcaklığı, üstündeki örtüden,
Dışarı
çıkıyordu, hissettik bunu hemen.
O Server bize
bakıp buyurdu: (Ey insanlar!
Peygamberlere
gelir en şiddetli belâlar.
Ve lâkin
Peygamberler, gelince “Belâ” ve “Dert”,
Bir “Nîmet”
gelmiş gibi sevinirler be gâyet.
Hattâ sizin,
nîmete sevinmenizden fazla,
Sevinir o
büyükler, daha büyük bir hazla.)
|