|
03 - FÂTIMATÜZ ZEHRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
O, MELEK
DEĞİLDİR
Aliyyül
Mürtezâ'ya, o Server-i kâinât,
Husûsî
nasîhatler ederdi ona bizzât.
Birgün
de buyurdu ki: (Yâ Alî, cimri olma.
Cömert
kimselerden ol. kimseyi ayıplama.
Buz. nasıl
erir ise güneşin karşısında.
Öyle erir
günâhı. cömert insanların da.)
“Bilâl-i
Habeşî” de rivâyet eder ki hem:
Yanımıza
gelmişti bir zaman Fahr-i âlem.
Gâyet
sevinçli olup, tebessüm ediyordu.
Ondördüncü
ay gibi yüzü nûr saçıyordu.
Dedim ki: (Anam
babam, fedâ olsun yoluna.
Sizdeki bu
nûr nedir, çok parlak geldi bana.)
Buyurdu:
(Amcam oğlu, kardeşim ve dâmâdım,
Hakkında,
Rabbimizden şimdi bir müjde aldım.
Tezvîc
ettiği zaman, Alî'ye Fâtıma'yı,
Rıdvâna
emretti ki: "Sallayıver Tûbâ'yı".
O, Tûbâ
ağacını tutup salladığında,
Çok
"senet"ler saçıldı o ağaçtan ânında.
Onların
üzerinde, şu yazı vardı ki hem,
Ondandır işte
benim bu sevincim ve neş’em.
"Kim
benim Resûlümle, Onun ehl-i beytini,
Severse,
görmez onlar Cehennem ateşini.")
Peygamber
Efendimiz buyurdu ki bir gün de:
(Aç, susuz,
çıplak iken halk kıyâmet gününde,
Biz dört
kişi, binekler üzerinde oluruz.
Ben, “Burak”
üzerinde bulunurum bâhusûs.
Sâlih
aleyhisselâm “Devesi”ne biner ve,
Biner
“Fâtıma” dahî “Asbâ” adlı deveye.
Aliyyül
Mürtezâ da Cennet develerinden,
Birisine
binerek, gider benim önümden.
"Lâ ilâhe
illallah Muhammed Resûlullah!"
Diye nidâ
edince, gıbta eder cümle halk.
Bir gün de
buyurdu ki: (Yâ Alî, Hak teâlâ,
Seni, dört
haslet ile eyledi benden âlâ.)
Hazret-i Alî
dahî, bu sözü üzerine,
Şöyle arz
eyledi ki Allah'ın Resûlü'ne:
(Anam
babam, yoluna fedâ olsun büsbütün.
Köle,
efendisinden olur mu daha üstün?)
Buyurdu ki:
(Yâ Alî, dilerse cenâb-ı Hak,
Dilediği
kuluna ihsân eder muhakkak.
Öyle ki, hiç
kimsenin hayâline, aklına,
Gelmiyen
nîmetleri bahşeder o kuluna.)
Eshâb suâl
etti ki: (Alî'yi üstün kılan,
O dört husûs
nelerdir, bize de edin beyân.)
Buyurdu ki:
(Alî'ye, Fâtıma gibi hanım,
Hasan Hüseyin
gibi, oğul verdi Allah'ım.
Hem de
Resûlullah'tır Onun kayınpederi.
Bana nasîb
etmedi lâkin bu nîmetleri.)
|