|
03 - FÂTIMATÜZ ZEHRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
DEVE
KONUŞUYOR
Bir gün bir
köylü geldi Allahın Resûlü'ne.
Yörük, cins
bir “Deve”yi gösterdi kendisine,
Resûlullah,
deveyi çok beğenip, hoşlandı.
Fiyatını
sorarak, köylüden satın aldı.
Deve,
Resûlullah'ı görünce geldi dile.
İltifâtlar
eyledi Ona fasîh dil ile.
Deveden bu
sözleri duyunca Fahr-i âlem,
Okşayıp,
kendisine iltifât eyledi hem.
Deve,
konuşmasına devâm etti şöylece:
(Ey Allah'ın
Resûlü, bunun idim ben önce.
Lâkin günâh
işlerdi, bu yüzden kaçtım ondan.
Dağlarda, tek
başıma dolaştım uzun zaman.
Beni vahşî
hayvanlar, dağlarda görürlerdi.
“Bu deve,
Peygamberin devesidir” derlerdi.
Onların bu
sözünü duyar, çok sevinirdim.
Ve sana
kavuşmayı, ne kadar çok isterdim.
Sonsuz hamd
ve şükürler olsun ki Allah'ıma,
Erdirdi şimdi
beni, o büyük murâdıma.)
Resûlullah,
dinleyip onun konuşmasını,
Onu daha çok
sevip, verdi "Adbâ" adını.
Deve yine
konuşup, dedi ki sonra hemen:
(Ey
Allahın Resûlü, bir dileğim var senden.)
O Server, bu
sözünü dinleyip o devenin:
Buyurdu:
(Söyle peki, nedir benden dileğin?)
Dedi:
(Yâ Resûlallah, duâ et, âhirette,
Yine senin
bineğin, ben olayım Cennette.
Eğer sen,
benden önce âhirete varırsan,
Üstüme,
senden gayri binmesin hiç bir insan.
Zîrâ ben
yanıyorken senin ayrılığına.
Tahammül
gösteremem, senden gayrılarına.)
Peygamber
Efendimiz, bunu kabûl buyurdu.
Deve, bu söz
üstüne râhat ve huzûr buldu.
Vaktâ
ki Resûlullah geldi ömrü sonuna,
“Hazret-i
Fâtıma”yı çağırdı huzûruna.
Ve ona
buyurdu ki: (Ey kızım, ben vaktiyle,
Bir sözleşme
yapmıştım devemiz Adbâ ile.
Benden sonra
Adbâ'ya, hiç bir kimse binmesin.
Ona, yem ve
su vermek, vazîfen olsun senin.)
Vaktâ
ki Resûlullah göç etti bu dünyâdan,
Yemeden ve
içmeden kesildi deve o an.
Artık ne ot
yiyordu, ne de su içiyordu.
Günleri, başı
önde, çok mahzûn geçiyordu.
“Hazret-i
Fâtıma”yı gördü bir gün nihâyet.
Dedi ki:
(Ey Resûl'ün kızı, bana duâ et.
Öyle
zannederim ki, çok yaklaştı ecelim.
Biraz sonra
ölerek, Resûl’e gideceğim.)
Ve başı,
“Fâtıma”nın tam kucağında iken,
Vefât edip,
Resûl’e kavuştu ebediyyen.
|