|
03 - FÂTIMATÜZ ZEHRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
SENİ
NEREDE ARIYAYIM?
Çok az kalmış
idi ki, “Resûl’ün vefâtı”na,
Bir ara,
Melek-ül mevt geldi Resûl katına.
Rabbimiz,
Azrâil'e buyurdu ki o vakit:
(En
güzel bir sûrette bu gün Habîbime git.
Eğer izin
verirse, rûhunu yumuşak al.
Ama izin
vermezse, geri dön yine derhâl.)
O da, girip
çok güzel bir "insan" sûretine,
Geldi
Resûlullah'ın hânesinin önüne.
Dışardan
seslenerek içeri girmek için,
Ehl-i beyti
Resûl’den istedi şöyle izin:
(Esselâmü
aleyküm ey hâne sâkinleri!
İzin verir
misiniz ben gireyim içeri?)
Fâtıma, bu
ses ile çıkıp baktı bu sefer.
Gördü ki biri
gelmiş, içeri girmek ister.
Dedi ki:
(Resûlullah hâli ile meşgûldür.
İçeri
girmenize, mâlesef izin yoktur.)
Bu defâ
yüksek sesle ve heybetli olarak,
Dedi: (Müsâdenizle
girmem lâzım muhakkak.)
Allah'ın
Sevgilisi uyandı bu seslerden.
Sordu ki:
(Yâ Fâtıma, kimdir ki bu seslenen?)
Arz etti ki:
(Bir kimse gelmiş sizi görmeye.
Bizden izin
istiyor, içeriye girmeye.
Özür beyân
eyledim, gitmiyor lâkin geri.
Ve diyor ki,
“Mutlaka girmem lâzım içeri”.)
Buyurdu: (Yâ
Fâtıma, kimdir o bilir misin?
O, lezzetleri
yıkan melektir, söyle girsin.
O, çocukları
yetim, kadınları dul eder.
Onunla evler
harâb, mâmur olur kabirler.)
Fâtıma
hazretleri, bunları babasından,
Duyunca,
fevkalâde kederlendi o zaman.
Bu durum, çok
büyük bir üzüntü verdi ona.
Eğildi
babasının mübârek kulağına.
Ve suâl
eyledi ki: (Ey canım babacığım!
Seni, mahşer
yerinde nerede bulacağım?)
Buyurdu ki:
(Kevserin başında beni ara.
Orada su
veririm gelen müslümânlara.)
Fâtıma
hazretleri, sordu yine: (Ey babam!
Nerede
arıyayım, orada bulamazsam?)
Buyurdu ki: (Mîzân’ın
yanına gideceğim.
Orada,
ümmetime şefâat edeceğim.)
Sordu ki:
(Orada da bulamazsam eğer ki,
Seni, hangi
mahâlde bulurum o gün peki?)
Buyurdu ki: (Sırât'ın
kenarında olurum.
Ümmetim
geçerlerken, yardımda bulunurum.)
Sordu yine:
(Ey babam, olmazsan orada da,
Nerede
arıyayım hazretini orada?)
Buyurdu: (Cehennemin
yanında ara beni.
O ateşe
düşmekten, korurum ümmetimi.)
|