|
03 - FÂTIMATÜZ ZEHRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
AĞLAMA
YÂ FÂTIMA!
Üç gün kalmış
idi ki Resûl’ün vefâtına,
Cibrîl
aleyhisselâm geldi huzûrlarına.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, Rabbin selâm ediyor.
"Habîbim
nasıl oldu?" diye hatır soruyor)
O günlerde
Resûl'e, hediye kabîlinden,
Birkaç “Altın”
gelmişti sahâbenin birinden.
Resûlullah
görünce, o gelen altınları,
Buyurdu ki: (Dağıtın
fukarâya onları!)
Götürüp
dağıttılar şehrin fakîrlerine.
Velâkin
ellerinde bir miktar kaldı yine.
“Aliyyül
Mürtezâ”'ya buyurdular ki hemen:
(Sen de,
bu altınları götür dağıt tamâmen!)
Vefâttan bir
gün önce idi ki, Resûlullah,
Mescid-i
şerîfine teşrîf etti o sabah.
Gördü ki “Ebû
Bekr-i Sıddîk”ın arkasında,
Saf tutmuş,
sahâbîler namâz kılar ardında.
Bu hâle
sevinerek, tebessüm buyurdular.
Kendi de, en
son safta “Ebû Bekr”e uydular.
Eshâb,
Resûlullah'ı gördü selâm verince.
"Hastalık
geçti" sanıp, gark oldular sevince.
Lâkin
Peygamberimiz, odasına girdiler.
Bundan sonra,
bir daha namâza gelmediler.
Bir müddet
istirâhat ederek, sonra yine,
“Aliyyül
Mürtezâ”yı çağırdı hânesine.
Başını,
kucağına koyuverdi Alî'nin.
Fakat çok
değişmişti rengi nûr cemâlinin.
“Hazret-i
Fâtıma” da görünce Onu böyle,
Geldi
oğullarının yanına üzüntüyle.
Ellerinden
tutarak, ağladı için için.
Dedi: (Bizi
kimlere bırakıp da gidersin?
Ey babam,
canım babam, sana can fedâ olsun.
Hasan ve
Hüseyin'i kime bırakıyorsun?
Vây babam,
senden sonra nice olur hâlimiz?
Senden sonra,
kimlere bakar bu gözlerimiz?)
Duyunca
Resûlullah kızının sözlerini,
Hafifçe
araladı mübârek gözlerini.
Ve duâ eyledi
ki Allahü teâlâya:
(Sen sabır
ihsân eyle yâ Rabbî Fâtıma'ya.)
Ve mübârek
kızına buyurdu ki o zaman:
(Ey kızım,
can çekişme hâlinde şimdi baban.)
Kendisine
bunları söyleyince babası,
İçli
iniltilerle çoğaldı ağlaması.
Hazret-i Alî
ise, dedi ki: (Ey Fâtıma!
Sus, baban
üzülüyor, daha fazla ağlama.)
Peygamber
Efendimiz, onun bu dediğini,
İşitip, îkâz
etti hemence kendisini.
Buyurdu ki:
(Yâ Alî, ilişme Fâtıma'ya.
Bırak, babası
için ağlasın biraz daha.)
|