|
02 - HATÎCETÜL KÜBRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
İLK
VAHİY
“Kırk”
yaşındayken bir gün, “Hira mağara”sında,
Allah'ın
Sevgilisi, bir gece yarısında,
Ramazân-ı
şerîfin onyedinci gecesi,
İşitti
kendisine hitâb eden bir "Ses”i.
Başını
kaldırıp da baktığında etrâfa,
"Yâ
Muhammed!" sesini, duydu yine bir daha.
Ve her yeri
kaplıyan bir "Nûr" gördü âniden.
Arkasından “Cebrâil”
görünüverdi hemen.
Onu üç defâ
sıkıp, sonunda bırakarak,
İşte şu
âyetleri okudu ilk olarak:
(Oku Allah
adıyla, ki O’dur tek Yaratan.
O, halk etti
insanı, pıhtılaşmış bir kandan.
Hak teâlâ,
çok kerem ve ihsân sâhibidir.
O,
bilmediklerini kalem ile öğretir.)
Okudu Resûl
dahî, bunları Cebrâil'le.
Cihânı
aydınlatan “Nûr” doğdu böylelikle.
Sonra bir
ürperti ve korku ile, bu sefer,
Aşağıya
inmeye başladı Hayr-ül beşer.
Dağın tam
ortasına gelmişti ki, bu defâ,
“Cebrâil”in
sesini duydu yine bir daha.
Ona nidâ etti
ki Cibrîl aleyhisselâm:
(Yâ
Muhammed, Rabbimiz ediyor sana selâm.
Ve sana
buyurur ki: "Sen benim, ins ve cinne,
Resûlümsün,
dâvet et halkı islâm dînine”.)
Gördüğü bu
şeylerden ürpermişti be gâyet.
Ve bu korku
içinde, eve geldi nihâyet.
Girip, (Beni
örtünüz, beni örtünüz!) dedi.
Râhatlıyana
kadar, istirâhat eyledi.
Anlattı sonra
bunu “hazret-i Hatîce”'ye.
Buyurdu ki: (Kapıldım
korku ve endîşeye.
Şundan ki,
Mekke halkı vâkıf olunca buna,
Dil uzatıp
kötüler ve mecnûn derler bana.)
Hatîce
vâlidemiz, dedi: (Allah korusun.
Sen, elbet bu
ümmetin Peygamberi olursun.
Zîrâ ihsân
edersin yolcuya, misâfire.
Çok merhamet
edersin, muhtâç ile fakîre.)
“Varaka
bin Nevfel”e gittiler sonra hemen.
Varaka, o
Server’i dinleyince tamâmen,
Dedi ki: (Yâ
Muhammed, müjdeler olsun sana.
Kavuşmuşsun
Allah'ın büyük bir ihsânına.
Yemîn
ediyorum ki, sen, “hazret-i Îsâ”nın,
Müjdelemiş
olduğu Peygambersin bi hakkın.
Sana görünen
melek, “Cibrîl”dir ki o gece,
O, “hazret-i
Mûsâ”ya gelmişti senden önce.
Keşke genç
olsaydım da, hicrete yetişseydim.
Ve kâfirlere
karşı, sana hizmet etseydim.)
Sonra
Resûlullah'ın elini öpüp bizzât,
Fazla zaman
geçmeden, eyledi Hakk’a vuslat.
|