|
02 - HATÎCETÜL KÜBRÂ
(Radıyallahü Anhâ)
SANA
MÜJDELER OLSUN
Resûlullah,
yirmibeş yaşına geldiğinde,
Yoktu “Ebû
Tâlib”in fazla mal elinde.
Geçim
sıkıntısından, kederliydi ve üzgün.
Bu hâlde o
Server'in yanına geldi bir gün.
Dedi ki: (Ey
yeğenim, bu fakîrlik, bizi de,
Sarstı ve
bırakmadı hiçbir şey elimizde.
“Hatîce
binti Hüveylid”, filânca gün, akşama,
Bir ticâret
kervanı gönderecekmiş Şam'a.
Bu işe, senin
gibi temiz, emîn, vefâkâr,
Münâsib
birisini ararmış bu aralar.
Gidip,
kendisi ile bu husûsu konuşsak.
Seni,
başkalarına tercîh eder muhakkak.)
O esnâda
“Âtike binti Abdülmuttalip”,
Evlerine
gelerek, dedi: (Yâ Ebâ Tâlip!
Muhammed'in
evlilik zamanı geldi artık.
Bu işin
çâresine bakmalı bir aralık.)
Ebû Tâlip
dedi ki: (Ben de bu fikirdeyim.
Gece gündüz
zihnimde, bunu düşünmekteyim.
Lâkin maddî
bakımdan şimdi dardır elimiz.
Bu işi yapmak
için, yok başka gelirimiz.)
“Âtike” arz
etti ki: (Bir çâre düşünürüm.
Münâsib
görür isen, ben gidip görüşürüm.
“Hatîce”,
Şam'a giden ticâret kervanına,
Bir kişi
arıyormuş, haber salmış her yana.
Ben gidip
söyliyeyim bu işi “Hatîce”ye.
Böylecekavuşulur bir kaç kuruş akçeye.)
“Hatîce
vâlidemiz”, asîl, temiz, mükerrem,
Hüsnü cemâlde
eşsiz bir hanımdı, duldu hem.
Güzel olduğu
kadar, çoktu malı, serveti.
Çoktu aynı
zamanda ilim, edeb, iffeti.
Bu yüzden
rağbet eden pek çoktu kendisine.
Lâkin o, hiç
kimseyi kabûl etmezdi yine.
Çünkü rüyâ
görmüştü o günlerde o bizzât.
Bu yüzden hiç
kimseye etmiyordu iltifât.
O gece
rüyâsında görünmüştü ki ona,
“Ay”,
gökten yere inip, giriverdi koynuna.
“Ay”ın
o parlak nûru, sonra da koltuğundan,
Çıkıp, bütün
âlemi aydınlatmıştı o an.
Hemen
akrabâsından “Varaka bin Nevfel”e,
Gidip ricâ
etti ki: "Tâbir et bunu hele."
Amcasının
oğluydu, bu “Varaka bin Nevfel”.
Hıristiyândı
fakat, bilgiliydi mükemmel.
Dedi ki: (Ey
Hatîce, bu, çok büyük müjdedir.
Âhır zaman
Nebîsi, şimdi içimizdedir.
O Resûl, alır
seni kendi helâllığına.
Ve senin
zamanında, ilk vahiy gelir Ona.
O Resûl’ün
dînine, ilk giren sen olursun.
Bu, çok büyük
bir nîmet, sana müjdeler olsun.)
|