|
01 - ABDURRAHMÂN BİN AVF
(Radıyallahü Anh)
İKİ
ŞÂHİN MİSÂLİ
Bu zât, “Bedir”
cenginde çok gayret ediyordu.
Bir vuruşta,
küffârı yere deviriyordu.
Kendisi
anlatır ki: (Ben, Bedir savaşında,
Bulundum bir
aralık “İki genç” arasında.
Bu gençler
bana bakıp, dediler ki: (Amca, siz,
Acabâ Ebû
Cehli tanır, bilir misiniz?)
Ben,
(Evet, tanıyorum) deyince o gençlere,
Dediler:
(Bize onu, gösterin lütfen hele.)
Dedim ki: (Peki
olur, göstereyim mel'ûnu.
İyi de, siz
ne için soruyorsunuz onu?)
Dediler:
(Duyduk ki o, çok üzmüş Peygamberi.
Söylermiş o
Server’e ağır, çirkin sözleri.
Ahdettik ki,
bu cenkte, onu biz öldürmeden,
Ayrılıp
gitmiyelim muhârebe yerinden.
Bu harpte, ya
o ölür, ikimiz ölür ya da.
Bundan başka
gâyemiz, yok bizim bu dünyâda.)
Gençlerin bu
sözleri, hoşuma gitti benim.
Derhâl “Ebû
Cehil”i uzaktan gözetledim.
Baktım,
Kureyş içinde, Ebû Cehil kâfiri,
Dolaşıp
durmaktadır bir ileri, bir geri.
Dedim ki: (Ey
civânlar, işte aradığınız,
Ebû Cehl şu
adamdır, iyice tanıyınız.)
Ve ilâve
ettim ki: (İşte, Efendimizi,
En fazla üzen
odur, haydi, göreyim sizi.)
Gençler, bir
kartal gibi “Ebû Cehl”e bakarak,
Dediler: (Onun
işi, bugün biter muhakkak.)
Sonra,
kılıçlarına sarılıp harâretle,
Onu
gözetlemeye koyuldular dikkatle.
Bunlar, “Afrâ
hâtun”un oğulları idiler.
“Muâz”
ile “Muavvez” adlı birâderdiler.
Bir anda,
sert bir yaydan fırlayan “Ok” misâli,
Yâhut av
peşindeki birer “Şâhin” timsâli,
Fırlayıp,
kâfirlerin üzerinden aştılar.
Bir anda “Ebû
Cehl”in yanına yaklaştılar.
Sonra “Muâz”,
iyice sokuldu o kâfire.
Kılıcını
çekti ve kaldırıp birden bire,
Bacağına,
şiddetle indirdi o kâfirin.
Aşağı
yuvarlandı üzerinden devenin.
O sırada
Muâz'ın birâderi “Muavvez”,
Kardeşinin
yanına, yardıma koştu bu kez.
Bunlar, Ebû
Cehil'i, bu cenkte öldürmeden,
Ayrılmıyacaklardı muhârebe yerinden.
Üzerine
çullanıp, kılıç ile habire,
Cansız düşene
kadar vurdular o kâfire.
O ara
Resûlullah sordular ki eshâba:
(Ebû
Cehl'in hâlini bilen var mı acabâ?)
O vakit “Ebû
Cehil”, yerde, cansız olarak,
Yatıyordu,
vücûdu kanlara bulanarak.
|